BİR DAVA ADAMI, HÜSAMETTİN KAYA
Bedrettin KELEŞTİMUR
Bir dörtlüğümüzde şöyle deriz,
“Dünya ile ahiret arasında,
Sadece bir nefes kadar köprü var
Omuz verdiğin saflar arasında,
Dağları birleştiren köprü var!”
O güçlü safların asıl marifetini, ‘idealist insanların birlikteliklerinde…’ görebilir/ veya düşünebilir/ veya dokunabilirsiniz…
1991 yılında, Bahtiyar Vahapzade ilk defa, “Azerbaycan-Türkiye” isimli şiirinde,
“Bir millet-İki Devlet…” ifadesini kullanacaklardı. Şiirin temasında, öyle güçlü bir şuur var ki,
“İki Ulu Dağ arasında köprü kuruyordu…”
Rahmet Mekân, Hüsamettin Kaya, bu şehre sevdalı ‘koca bir yüreği taşıyordu…’
Sürekli bizlere ve yakın dostlara, “bu şehir için aşkımız ve yolumuz bir…” derlerdi. Bir ve beraber olmak, sönmeyen bir aşktı, bir idealdi…
Doç.Dr. Hüsamettin Kaya’yı insanımız yâd ederken, onun hatıralarını dile getirirken, ‘belki de asıl mesleği Veteriner Hekimlik…’ veya Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesindeki Ana Bilim Dalındaki eğitim hizmetlerini en sonda anlatacaklardır.
Elâzığ Şehri, Doç.Dr. Hüsamettin Kaya’yı, sürekli sivil hayatın içerisinde, ‘bir işten bir diğer işe koşuşturan erdemli bir şahsiyet olarak…’ anlatacaklar.
Rahmetli Hüsamettin Kaya’yı 1970’lerden günümüze kadar, ‘tanış olduk…’ O güzelim hayat serüvenine yakından da şahit olduk dersem yeridir.
Bir şiirimizde şöyle deriz;
“Ömrün binbir cefası nedir bize?
Ders midir, ibret midir, çile midir?
Dünya hevesi, elbise mi bize
Mor mudur, sarı mıdır, gri midir?
Anladım, şu dünya imtihan bize
Zor mudur, gayret midir, vuslat mıdır?”
Rahmetli Hüsamettin Kaya, ‘dünya cefasını, sefaya çevirebilen bir şahsiyetti’ ve de, ‘zoru vuslata çeviren…’ bir şahsiyet! Her şeyden önce, bir mücadele insanıydı… Yeri geldiğinde, ‘düğümleri çözebiliyordu’ Yeri geldiğinde, ‘büyük bir sabırla hayata yürüyordu…’
Harput’un Fethinin 900.ncü yıldönümünde, 1985 yıllarında; Başkanlığını yaptığı EFTUD ön plandaydı. İlk defa Elâzığ Şehrinin tanıtım broşürünü yakın arkadaşlarıyla birlikte hazırlayacaklardı.
Doç. Dr. Hüsamettin Kaya, “Bir Türkmen Beyefendisi, Akademisyen, Araştırmacı-Gazeteci-Yazar, Bir Halk Bilimcisi…” Sivil hayatta birçok idari görevler üstlenmiş ve her birinin de üstesinden gelmiş bir şahsiyetti.
1950 doğumlu olan Hüsamettin Kaya, yıllarca Fırat Üniversitesi Öğretim Üyeliğinde başarılı hizmetleri olmuştur. Fırat Üniversitesi’nin, ‘birçok sosyal ve kültürel organizasyonunda…’ rahmetlinin öncülüğünü gördük. Özellikle de, “Halk Oyunlarında F.Ü. başarıdan başarıya taşıyacaklardı…”
“Ömür, püfür püfür esen rüzgârmış
Gündüzü gecesi, baharı kışı...
Her mevsimin ayrı çelengi varmış
Dualar âminler sabır yokuşu...
Yokuşta elimi tutan da yârmış!
Yol gösterir zümrüd-ü anka kuşu...
Dağlar ötesi hasretim ağarmış…”
Doç.Dr. Hüsamettin Kaya’yı bizler, “Elâzığ Gazetesi’nde (1967-1968) yazar ve muhabir olarak, Uluova Gazetesi’nde (1968-1980) Yazı İşleri Müdürü,
Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Yön. Kur. Üyeliği (1971-1973),
THA Elazığ Muhabirliği (1968-1975), Tercüman Gazetesi Elazığ Muhabirliği (1975-1980), Elazığ Halkevi Genel Sekreterliği ve Başkanlığı (1968-1980),
Elazığ Folklor Turizm Derneği Başkanlığı (1984-1995),
Elazığ Bölge Veteriner Hekimler Odası Başkanlığı (1990- 1994),
Elazığ Üzüm Üreticileri Birliği Kurucu Başkanı (2007…),
Halk Oyunları Federasyonu Doğu Anadolu Bölge Başkanlığı (2006-2008),
F.Ü. Spor Birliği Başkanlığı (1978-1983),
F. Ü. Halk Oyunları Topluluğu Başkanlığı (1978-2009),
Ve burada isimlerini anmadığım görevler… “püfür püfür esen bir rüzgâr…” Sürekli üreten bir insan olmak… Bağırarak veya çağırarak değil, ‘büyük bir tevazu, sükûnet içerisinde…’ birçok başarılı hizmetin içerisinde yer almıştır.
Hüsamettin Kaya’nın iki önemli eseri… Bu eserlerini de, “Cumhuriyet Tarihinde İlk Defa Elâzığ Şehrinde gerçekleştirilen Birinci Elâzığ Kültür Kurultayında…” bu şehre kazandırdıkları kalıcı eserlerdir.
“Elazığ Halk Oyunlarının Karakteristik Özellikleri” (Başbakanlık Yayınları)
“Elazığ Halk Oyunları” (Elazığ Valiliğince bastırılmıştır)
Sn. Kaya’nın Elazığ Şehrimizle ilgili birçok belgesellerde, ‘imzası ve katkıları…’ olduğunu bilmekteyiz. Özellikle de, EFTUD’un Başkanlığı döneminde de, verimli ve şehir için kazanımlı çalışmaları oldu. Doç.Dr. Hüsamettin Kaya’da, bu şehrin “bir Vakıf İnsanıydı…” Onun istidadı sevgi üzerineydi;
“Sevgi imandan bir cüz, hayatın özsuyu
Sevgi, lütufkâr bir söz, tevazu mayası
Sevgi, mekânı gönül, ihlasa boyar huyu
Özümden kaynayan söz, damar damar köz
Gönül sohbet ister, sevgiye bulanmak…”
Rahmetli Hüsamettin Kaya ile son yıllar içerisinde Elâzığ Manas Yayıncılık ve Elâzığ Orman Lokalinde sıklıkla bir araya geliyorduk. Merhum Kaya ile her birlikteliğimizde şehrimizi konuşuyorduk…
Geleceğin Şehirlerinin, ‘markalarıyla birlikte anılacağını…’ düşünüyoruz.
Artık günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde, “Türk Patent ve Marka Kurumu…” tarafından “Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürünlerin…” patent çalışmaları yapılmaktadır. Bu çalışmalar hakkındaki hizmetlerini anlattılar. Büyük bir heyecan içerisindeydi.
Kendileri anlattıkça bizlerde, büyük bir zevkle Hüsamettin Kaya’yı dinliyor, farklı sorularla da konuyu derinleştirmeye çalışıyoruz. Elazığ Şehrinde, 1200’ün üzerinde ürün… Büyük bir rakam!
Sn. Kaya, ‘menceki buğdayın belgesini aldık’ diyorlar. O heyecanla, Harput yemeklerine; “Ata Oğuz Yemekleri…” ismini verdiklerini söylüyorlar. İsim babası da, Etem Yalın oluyorlar. (tebrikler)
Bulgurdan, ‘badem ezmesine…’ onlarca patent bekleyen ürünlerden söz ediyorlar.
2007 yılında, ‘öküzgözü’ 2009 yılında, ‘Boğazkere ve Tahannemi’ 2009 yılında, ‘güneşin meyvesi orcik…’ bunların patentleri alınmış. Ekonomik değeri olan 12 üzümün çalışmaları devam ediyor. Bunlar arasında; “şinfoni, Ağın beyazı, Ağın kırmızısı da…” yer alıyor.
Elazığ vişnesi, ‘patenti alınmış’ Sırada; ‘vişne dondurması, peynirli ekmek, taş ekmek, gömme…’
Sn. Kaya bütün bu çalışmaların hangi işlemlerden geçtiğini de birer birer bizlere anlatıyorlar.
Ağın Kaymakamlığı tarafından, “Ağın Leblebisi…” Çemişgezek Kaymakamlığı tarafından da, “Ulukale dutunun…” patentleri alınmış bulunuyor.
Çedene, Baskil Kayısısı, Gömme, Palu Tavası, Maden Kuru Tavası, Bulama, Kara Kavurma, Ayranlı Çorba…” Her biri, ‘bu yöreye ait yemekler…’ 45 ürün üzerinde patent konusunda çalışmalar devam ediyor. Şehir için çalışmak, kendilerine büyük bir haz ve coşku veriyordu.
Hüsamettin Kaya, sohbetlerinde bir ara geliyor, “Çaydaçıra…” oyunundan bahsediyorlar. Avrupalı bu oyuna, ‘mumlu dans’ diyor. Rahmetli Av. Fikret Memişoğlu zamanında, “Avrupa’da yarışmalarda ödül alan bir oyunumuz!”
Bu oyunu şimdi, “Unesco’ya taşıma gayretleri…” Hüsamettin Kaya bu oyun için, “Işığı Elinde Tutan Şehir!” diyorlar. Bu konuda da, Hüsamettin Kaya, Şener Bulut, Hadi Önal, Songül Dursun’dan oluşan Çaydaçıra Komisyonu oluşturulmuş… Haydi, başarılar diyoruz.
Hüsamettin Kaya’nın üzerinde en fazla titrediği konu, “Okulların derse giriş-çıkış, teneffüs zilleri…” Kaya bizlere, ‘acayip ve de garip müzikler…’
Hemen sitemlerini belirtiyorlar; “Bizim kendi mahalli müziklerimizi niye koymuyorsunuz? Çaydaçıra, Güvercin, Harput Peşrevi vesaire… Bizim olan müzikler çocuklarımıza heyecan verir, huzur verir, güven verir, derslerine daha fazla ilgi verir!”
Hüsamettin Kaya sohbetlerimizden birinde geçmiş yıllara, kendi okul yıllarına gidiyor.
“Liselerde bilgi yarışmaları, Şiir yarışmaları yapılırdı. Tiyatro grupları oluşturulur. Sınıf ve de Okul Gazeteleri çıkarılırdı… Halk oyunlarına önem verilir… Musiki, resim, güzel sanatlarla ilgili maharetli öğrenciler ödüllendirilirdi…”
Günümüzde ise bizler, ‘sosyal hayatı…’ ellerimizle katlettik. İlkokul 4.cü sınıftan Lise son sınıfına kadar, ‘teste mahkûm edilen öğrenciler…’
Bu şehirde öncelikle sosyal ve sivil hayat güçlendirilmeli… Sürekli geleceği/ veya gelecek nesilleri düşünen ideal bir insan… Şehrin bir yıldızıydı… Temiz ve saf bir yüreği vardı. İnsanları incitmekten ısrarla kaçıyorlardı…
Merhaba, dirilişe ve ölüme…
Merhaba deriz, fenadan bekaya…
Merhaba deriz, bahardan kışa
Merhaba deriz, gündüzden geceye!
Merhaba, iki hecenin soğuğuna…
Bize, Hakkı soluklayan, nefese!
Doç. Dr. Hüsamettin Kaya, Elâzığ Şehrinde, bir dönemi, dostları veya kader arkadaşlarıyla birlikte temsil eden bir şahsiyetti. O sürekli, ‘gelecek nesillere işaret ediyordu…’
“Ömrün binbir cefası nedir bize?
Ders midir, ibret midir, çile midir?”
Derstir, ibrettir, çiledir ve daha fazla yürekten çalışmaktır. Bu şehrin, geleceğe ışık yakacak, ‘sivil kahramanlara o kadar çok ihtiyacı var ki!” Kendilerini rahmetle, minnetle, şükranla anıyoruz. Mekanları Cenneti âlâ olsun (amin)