Bedrettin KELEŞTEMUR

Tarih: 15.01.2026 20:45

MİRAÇ YÜKSELMEKTİR!

Facebook Twitter Linked-in

MİRAÇ YÜKSELMEKTİR!

Bedrettin KELEŞTİMUR

15 Ocak 2026 Perşembe günü inşallah Mir’aç Kandilini idrak edeceğiz. 

İsra sözlükte, “gece yürüyüşü, gece yolculuk etmek…”

Miraç ise, “yükselmek, yükseğe çıkmak…” anlamlarına geliyor!

Miraç mucizesini Kur’an bizlere haber veriyor, “Bir gece, kendisine bazı delilleri gösterelim diye kulu Muhammed’i (as) Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren O zatın şanı ne yücedir. Bütün eksikliklerden uzaktır O! Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.” (İsra Suresi 1.nci ayet)

Necm Suresi 1-18.nci ayetlerde şöyle buyrulur, “O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Münteha’da gördü. Ki, onun yanında Me’va cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bi şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.” 

Miraç, bütünüyle tefekkürdür, Hakk’ı, birleyiştir…

Miraç’ta, Peygamberimize üç şey verildi.

“Beş vakit namaz…” “Bakara süresinin son iki ayeti…”

“Peygamberimiz (as) ümmetinden olup da, Allah’a şerik koşmayanlardan büyük günahlar bağışlandı…”

Bakara Süresinin son iki ayeti (285-286), “Amenerresulü” mealen şöyledir; “Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, müminler de; Hepsi Allah’a meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine; “Peygamberlerinden hiçbirinin arasında ayırım yapmayız” diye iman ettiler ve şöyle dediler; “İşittik ve itaat ettik! Rabbimiz! Mağfiretini dileriz; dönüş(ümüz) ancak sanadır!” “Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz. Kazandığı (iyilik) kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir. (Ey mü’minler! Şöyle dua ediniz;) “Rabbimiz! Eğer unutursak veya hata edersek, bizi mesul tutma! Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyleri de yükleme! Bizi affeyle, bizi bağışla ve bize merhamet buyur! Sen bizim Mevla’mızsın; artık kafirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!” 

Miraç, bu ümmetin yükselişini gösterir… Maddi ve manevi âlemde bir yükseliştir!

“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, Yarın ölecekmiş gibi ahrete çalışmak…”

Müthiş bir terazi! İslâm da, ‘miskinlik…’ yoktur.

Bu dinin en büyük düşmanı, “Cehalettir… Tembelliktir…”

Miraç bizlere, ilmin deruni iklimini veriyor. İlmin bir feyiz ve bereket olduğunu söylüyor.

İnsanın kendisini, eşyayı ve kâinatı tanımasındaki asıl muradın ilim ve hikmet olduğunu bizlere beyan ediyor. 1400 yıl önce Kur’an bizlere, ‘ilimlerin fihristini’ veriyor.

Güneşin, Ayın ve Yıldızların insanının emrine verildiğini bildiriyor. 

“İlim, kadın ve erkek herkese farzdır” diyor İslâm… “İlim, Çin’de bile olsa git ara” diyor, İslâm! 

Âlimlerin mürekkebinin damlasının şehitlerin kanlarından daha efdal olduğunu söylüyor, İslâm! 

Miraç hadisesi, İslâm’ın çok kısa bir zamanda bir büyük fütuhat içerisinde olacağının müjdesini veriyor! İslâm’ın en sıkıntılı bir döneminde verilen olağanüstü bir mesaj…

Bizler, bütün bu mesajları ne kadar alabiliyoruz? Bozkırlara can veren aşk nehrinden ne kadar istifade edebiliyoruz? Tarihi muhakeme ve muhasebeyi ne kadar yapabiliyoruz? 

Miraç Hadisesinin en büyük müjdesi, "Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz" Bu ezeli müjde bizlere hayatı daha iyi anlama ve daha iyi gözlemleme gibi manevi bir sorumluluk yüklüyor. Dünya, ‘ahiretin tarlasıdır’ 

Burada, ne ekersek onu biçeceğiz! Hayır ve hasenatın dışında ne bir gözümüz ve nede gönlümüz olmamalı. 

Allah’ın Resulü(as) Ümmetine Miraç’ın hediyesi olarak, 5 Vakit Namazı getirmişlerdir. 

O sebepledir ki, “Namaz, Müminin Miracıdır’ 

Bir feyiz, bir aşk, bir ihtiram halidir. Öyle bir hal ki, kâinatın her zerresinde, her tecellisinde Cenab-ı Hakk’ın esmasını görür! 

Söylerim sizlere, o gözler nasıl harama bakar? Nasıl, vicdansız bir mecraya doğru akar! 

Nasıl, ‘bir gönül’ yıkar… Miraç, bizlere aynı zamanda, ‘huzurun ve saadetin anahtarını’ veriyor.

“Nasıl emrolunuyorsa öyle ol” ilahi fermanının manevi rıhtımına çağrılıyor! 

Asrımıza bakıyorum; İnsanımıza ve halimize bakıyorum, ‘için için yanarak titriyorum!’

Bir Veli ne diyor; “Günümüzdeki anarşinin temelinde kâmil insanların azlığıdır” 

Doğrudan, İslâm’dan İlhamını alarak, bizlere gönüllerimize o fermanı sindirecek bir şekilde verecek ehli kâmil insanlar. 

Dünya makamlarını, rütbelerini ellerinin tersiyle itebilecek yürekli bahadırlar, “Ben Allah Resulünün(as) yolunun tozu ve toprağı olurum” diyebilecek, Mevlana meşrepli yiğitler.

Miraç, yükselmedir… Müslüman, bu fıtrat üzerine yaratılmıştır. 

O’nun defterinde ne ifrat ve nede tefrik gibi marazi hastalıkların olmaması gerektiğine bir daha vurgu yapmak isterim. 

Allah’ın Resulü(as) buyuruyorlar, “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat Yolu” ümmetinde kurtuluşudur. 

Ve hele kaynağını İslâm’dan, Kur’an’dan, Allah Resul’ünden almayan yollar ki, tefrikanın bid’at elbisesini giyenlerin korkulu yoludur. Mir’aç hadisesi olmamız gereken yolu ve o yol üzerindeki ışıkları bizlere haber veriyor.

HAYIRDA YARIŞALIM

Bu milletin iki düşmanı var; Fakirlik ve Cehalet…

Her ikisini de, yenmek durumundayız.

Hadis, “Fakirlik nerdeyse küfür olacaktı…”

Ne diyoruz; “Allah kimseleri açlıkla terbiye etmesin…”

İnancımız, “Faiz’i haram…” “Zekâtı helal…” kılıyor!

Faizde, ‘zulüm…’ vardır, Bir başkasının hakkını gasp vardır…

Zekâtta ise, “rahmet ve bereket…” vardır. Zekât ve Sadaka, ‘kalpleri yumuşatır…’

Zekat ve Sadaka, toplumda, ‘sosyal barışa…’ zemin hazırlar. 

Ecdadımız bizlere en büyük hatıra ve emanet olarak; “Sadaka Taşlarını…” bırakmışlardır.

“Alan elin, veren eli görmediği…” huzur kaideleridir, onlar!

Toplumda öyle fakirler vardır ki, “Fukara-yı sabirindir…” 

Hallerine sabreden ve kimseye el açmayan insanlar…

Asıl onların kapılarını, sessiz ve sakin bir durum keyfiyeti içerisinde, “Huzursuzluk vermeden…”

“Büyük bir güvenler…” çalabilmeliyiz.

İnancımız sıklıkla bizlere; “Hayırda yarışın…” diyor.

Ecdadımız, o yarışı; “Vakıflarla…” vakıf zihniyetiyle gerçekleştiriyor.

O zihniyet, Allah Resulünden bizlere emanet, 1400 yılı aşan muazzam bir serüvenin adı!

Orada, fedakârlık vardır. Orada, Asrı Saadet düşüncesi vardır.

Orada, bir milletin tefekkürü vardır. Orada, samimiyet ve ihlas vardır…

 

BİR MÜSLÜMANI/ ONUN KİMLİĞİNİ; KURAN TARİF EDİYOR…

“İnsanlar arasında adaletle hükmederler.” (En’am, 151)

İnsanı, milleti ve devleti yaşatan adalettir!

“Yeminlerini hiçbir zaman bozmazlar” (Nahl, 91)

“Yakınlarına (akrabalarına) yardım ederler” (Bakara, 177)

“Yolda kalmışlara ve hastalara yardım ederler” (Bakara, 177)

“Yoksullara ve esir düşenlere yardım ederler” (Bakara, 177)

“Ramazan ayında oruç tutarlar” (185)

“Ancak müminleri dost edinirler” (185)

“Sabrederler” (Ali İmran, 17)

“İyiliği emreder, kötülükten men ederler” (Tevbe, 71)

“Allah ve Resulüne itaat ederler” (Tevbe, 71)

Müslüman’ın hayatı, Kur’an hayatıdır…

O hayat insanı, ‘olgunlaştırır’

O hayat insanı, ‘güzelleştirir’

O hayat insanı, ‘Takva Sahibi’ yapar!

O hayat insana, ‘huzur, güven ve istikrar’ verir!

O hayat bizim iç ve dış dünyamızı ‘imar ve ihya’ eder…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —