15 Temmuz sürecini, Referandum, Kuzey Irak, FETÖ-PKK ilişkileri, Kudüs, Muş’un sorunları, Reza Zarrab Olayı ve çeşitli konuları detaylı bir şekilde analiz eden Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Adem Palabıyık, ‘İslam İşbirliği Teşkilatı Değerlendirmeleri (5)’ konusu ele aldı
Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Adem Palabıyık, ‘İslam İşbirliği Teşkilatı Değerlendirmeleri (5)’ konusunu ele alarak detaylı analizlerde bulundu. “Kudüs sorunu sadece Kudüs’e ait değildir” diye belirten Palabıyık, “Bugün artık İİT için son değerlendirmeleri kaleme alacağım, çünkü meselenin anlaşıldığı kanaatindeyim. Kudüs sorunu sadece Kudüs’e ait değildir. Irak, İran, Suriye ve Mısır gibi devletlerin sorunu da artık Kudüs’ün bir parçası olmaya mahkûmdur. Eğer bizler İslam coğrafyalarını ayrı ayrı ele alırsak sorunlar daha da büyür ve anlaşılamaz. Bu açıdan bizler, Kudüs meselesinin artık bütün İslam alemine ve özellikle de Türkiye’ye ait olduğunu biliyoruz” dedi.
“ABD VEYA RUSYA’NIN YAPTIKLARI, ONLARI BU KATEGORİ DE SAYMAMIZ İÇİN YETERLİDİR”
Güç sahibi devletler ile güçlenmeye çalışan devletlerarasında önemli bir çizgi mevcut olduğunu ifade eden Palabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü: “eğer kararları istediğiniz gibi alabiliyorsanız ve hukuk sizi bağlamıyorsa güçlü bir devlet sayılabilirsiniz. ABD veya Rusya’nın yaptıkları, onları bu kategori de saymamız için yeterlidir. Peki Türkiye? Bunun cevabı için ülkemizin yaptıklarına bakmakta fayda görüyorum; ABD’ye tezkere reddi, Rus uçağı krizi ve Suriye’deki ansızın eylem biçimi aslında bizi de güçlü devletlerarasına yerleştirmektedir. Fakat bizlerin adaletli tutumu, dünya medyasında ülkemizi güçsüz lanse edilmenin bir odağı haline getirilmiştir.
Olsun, bizlerin adaletli olmakla kaybedeceğimiz hiçbir şey yoktur ama kendini güçlü sanan devletlerin birgün ciddi problemler yaşayacağı güm gibi ortadadır. İşte Kudüs meselesine son olarak bu noktadan bakmanın gerekliliğine inanıyorum. Çünkü Kudüs’te kim güçlü ise onun dediği uygulanmaya çalışılacaktır ama Allah’ın son sözünü kime yakın söyleyeceği bizler için karar mercidir.”
“CUMHURBAŞKANIMIZIN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ YİNE BİZLER, YANİ MİLLET OLMALIDIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kudüs çıkışını bu bağlamda değerlendirmeli ve alınan kararlara bir de böyle bakılması faydalı olacağını aktaran Palabıyık, “Sayın Erdoğan’ın her defasında veryansın ettiği BM Destek sorunu pişirilip pişirilip önümüze gelecektir. Sayın Erdoğan’ın liderlik ettiği Müslüman devletlerin bu çekingen tavrı Cumhurbaşkanımızı da üzmektedir. Devletlerin Türkiye kadar cesur olmasını beklemek için bir Erdoğan’ın da o devletler de olması lazım gelir. Mümkün olmayacağına göre Sayın Cumhurbaşkanımızın en büyük destekçisi yine bizler, yani millet olmalıdır. Bizlerin her konuda Sayın Erdoğan’a vereceği destek, onun atacağı adımlar için çok önemlidir” ifadelerini kullandı.
“CUMHURBAŞKANIMIZIN BAŞARILI OLMAMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR”
“İİT kararlarından sonra birçok yapının ülkemizi ekonomik ambargo ile tehdit etmesi de tesadüf olmayacaktır” diye vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Palabıyık, şunları söyledi: “Kredi kuruluşlarının düşürüp arttıracağı notlar, ABD’nin vize sorunu, Almanya’nın silah malzemesi temininde yaşatacağı sıkıntı, ABD’nin Zarrab davası üzerinden Türk bankalarına yapacağı baskı, Ermenistan’ın toprak talebi ve bunlar gibi birçok sorun bizleri beklemektedir, belki de dahası… Ama burada esas olan Sayın Erdoğan’ın liderlik profilinde önemli çıkan detaylardır. Örneğin Yunanistan sınırların içinde Lozan’dan bahsetmesi gibi, savunmada kalmayarak saldırma politikası oldukça etkilidir.
Diğer hususlarda da taktik aynı kalacaktır. Erdoğan, sürekli rahatsız edecektir ama en azından böylece devletlerin kendi dertlerinde kavrulup, kafalarını kaldırmamaları bizim de temel stratejimiz olacaktır. Cumhurbaşkanımızın başarılı bir şekilde yürüttüğü politika bizleri de bu bağlamda memnun etmektedir. Bu süreklilik devam ettiği takdirde, Cumhurbaşkanımızın başarılı olmaması mümkün değildir, yıllardır batılı devletlerin II. Abdülhamit’ten beri izlediği politika bu olduğu için, bizlerin de onları aynı biçimde kendi sorunlarına boğma zamanımız gelmiştir. Aslında İİT sonuçları en iyi böyle okunabilir. ABD’nin sorununu kendi iç sorunu ile birlikte bütün devletlerin ilgilendiği ve olumsuz baktığı bir sorun haline getirmek en akıllıca yöntemdi ve Cumhurbaşkanımız bunu başardı. Geriye sadece izlemek ve gerekli anlarda müdahale etmek kalmaktadır, ki emimin süreç oldukça yakında izlenmekte ve gerekli adımlar atılmaktadır. Peki, ABD ne yapacak, birkaç adımla özetleyelim; Zarrab üzerinden ekonomik baskı, PYD kartı ve vize gibi bizleri oyalayacak hamleler… Bunların getirisi inşallah olmayacaktır ama ABD bu süreçte yıpratılabildiği kadar yıpratılacaktır, Trupm’ın serseri tutumu ABD’yi sersemleştirecektir. Süreç şimdilik bu…”