Abdulhak Akpolat


CENNETE GİDEN YOL

KONUK YAZAR


 

Yüce Rabbimiz, bizlere birbirini takip eden iki hayat vermiştir. Birincisi fâni, kısa ömürlü ve kazanca dönüştürülmesi gereken dünya hayatıdır. İkincisi ise ebedi ve ölümsüz olan âhiret hayatıdır. Dünya hayatı, âhirete uzanan zorlu ve sonlu yoldur. Âhiret hayatı ise dünya tarlasında ektiğimizi biçeceğimiz, yapıp ettiklerimizin karşılığını eksiksiz göreceğimiz bir hayattır. Bu hayatta bizler için ya hüzün ya da sevinç vardır. Dünya imtihanında başarılı olmak için gayret gösterenler, Allah’ın rızasına ve ebedi nimetler yurdu olan cennete kavuşacaklardır. Bu imtihanı kaybedenler ise âhirette pişmanlık ve hüsrana uğrayacaklardır.

Rabbimiz, cennetine götürecek, cehennemden kurtaracak yolu bizlere hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’de öğretmiştir. Peygamberimiz (sav) de bu yolu bizzat yaşayarak göstermiştir. Söz konusu bu yolun sonu ebedi kurtuluştur. Bu yolun sonu bitmeyecek olan bir huzurdur.

Cennete giden yola imanla girilir. Zira ebedi kurtuluş, imandan geçer. Allah’ın varlığına ve birliğine, O’nun peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe, kaza ve kaderin Allah’tan olduğuna gönülden inanmak, mümin olabilmenin ilk şartıdır. Mümin, Allah’a gönülden teslim olmuş kişidir. Mümin, son nefesine kadar imanına sadık kalan kimsedir. O, bu uğurda türlü musibetlere maruz kalsa da sadakat ve teslimiyetini yitirmez.

Cennete giden yolda ilerleyebilmenin diğer bir şartı ibadettir, salih ameldir. Salih amel ise, Allah rızası için yapıldığında sevap kazanılan, Allah ve Resulü’nün emir ve yasaklarına uygun her söz, fiil ve davranıştır. Kur’an’da iman ile salih amel arasında o kadar kuvvetli bir bağ kurulmuştur ki, ekseriyetle imanın zikredildiği yerde peşinden hemen salih amel gelmektedir. Adeta salih amel, kalpteki imanın dışa yansıması olmuştur.

   Bize Rabbimizin rızasına, ebedi saadet yurdu olan cennete ulaştırmasını ümit ettiğimiz salih amellerin, yani iyi ve güzel davranışların, doğru ve anlamlı adımların sınırı yoktur.  Kul olma bilinciyle söylenen her hayırlı söz, insan olma şerefine layık her güzel eylem, Allah’ın hoşnutluğunu amaçlayan her iyi niyet birer salih ameldir. Yeter ki samimiyet elden bırakılmasın. Yeter ki Allah rızası başka bir gayeye, beklentiye kurban edilmesin.

İhlasla kılınan namaz, samimiyetle tutulan oruç, hac, zekât, kurban nasıl birer ibadetse, sırf Allah rızası gözetilerek yapılan her güzel iş de bir ibadettir. Anne-babamıza, eşimize, evladımıza, komşu ve akrabamıza, can taşıyan her bir varlığa iyilikte bulunmak ibadettir. Hayatı birbirimize kolay kılmak, sahip olduğumuz nimet ve imkânları kardeşimizle paylaşmak, yardımlaşmak bir ibadettir. Tutamayanın eli, göremeyenin gözü, yürüyemeyenin ayağı, konuşamayanın dili olmak bir ibadettir. Hâsılı kötülükten uzak durma ve iyilik yolunda olma gayreti bir ibadettir.

Cennete giden yolda yücelebilmenin şartı da güzel ahlaktır. Rabbimize, kendimize, çevremize karşı samimiyeti kuşanmaktır. Doğruluk ve istikametten asla ayrılmamaktır. Ahde vefayı elden bırakmamaktır. Zira Rahmet elçisi tarafından “elinden ve dilinden emin olunan kişi” şeklinde tarif edilen mümin, her daim istikamet üzere olur, emanete asla ihanet etmez. Elini harama alet etmez, hiçbir canlıya zarar vermez, kimseye zulmetmez. Kin, nefret ve düşmanlıkla gönlünü harap etmez. Hiçbir dünyevi çıkar için dilini yalanla kirletmez. Bakışlarını harama yöneltmez, ayaklarını harama yönlendirmez. “Utanmadıktan sonra dilediğini yap.” (Buhârî, Enbiyâ, 54; Ebu Dâvûd, Edeb, 6) nebevi öğretisini kendisine rehber edinen bir mümin, ahlakı, fazileti, erdemi ve güzellikleri kuşanır, imanı ile bağdaşmayan söz ve davranışlardan kaçınır. Zira hakkı korumak, zulme izin vermemek, merhameti yaşatmak, şiddete engel olmak, imanın vazgeçilmez gereğidir. Adalet, dürüstlük, tevazu ve cömertlikle hayata bereket katmak, müminin asli kişiliğidir.

Yüce Rabbim, Cennet’e girebilmek için kâmil bir imanı, salih amel ve güzel ahlakı cümlemize nasip eylesin.

Abdulhak AKPOLAT

İl Başvaizi