Bedrettin KELEŞTEMUR


DÜNYAYI ANLAMAK…

FİKİR BAHÇESİ


DÜNYAYI ANLAMAK…

Bedrettin KELEŞTİMUR

Mısraların diliyle, ‘dünyayı anlamak…’ için şöyle bir gönül limanına çekilmek istedik.

“Dünya, hangi niyetle bakarsan odur!

Kalp gözünü açarsan gülistandır

İmtihan dersen, demir keser sükût

Sabır, sükûtun gizemli kanadı

Kâf Dağı’nda, Zümrüdü Anka’dır

Ölüm, vuslatın Şeb-i aruz günü”

Yeri geldiğinde sabır, yeri geldiğinde sükût…

Dünya bizlere anlattı, “hiçbir şey başıboş yaratılmamış!”

“Dünya, sevdasıyla da aldatır!

Acısıyla da yürek kanatır;

Neresinden bakarsan yaslı dünya;

Âlemi gözyaşlarıyla ıslatır!”

Sâdi Şirazi ’ye sormuşlar; “İnsan nedir?

“Bir damla kan ve bin bir endişe…”

Dünyaya basiret gözümüzle baktığımızda;

 “Dünya, oyun eğlenceden ibaret”

Sarmasın seni başka bir hararet!

Akıl ve ilim sahibine yönel;

Sağduyu ister, insana basiret

Gönül gözüyle hakikate yönel;

Etmesin seni dünyaya esaret!”

Nefis duvarlarını yıkan kâmil insanlar bu dünyada da muhteremdir.

“Dünya, iki kapılı bir garip han!

Bu hana gelen konar, konan göçer

Âdemdir kimliğim, yolcu mahlasım

Gayretim infak, gözyaşı ihlasım!

Kendi nefsimden bilmem gayri hasım

Sorarım Akif’e, “nerde nesli Asım”

Başımı yastık yapacağım, taşım!

Kalmadı han, nice yiğitler göçer”

Hamiyetli bir insan, “dünyayı ekin tarlası…” bilir;

“Dünya ahiretin ekin tarlası”

İnsan, şu kâinatın efendisi

Aşikâr, ‘bir imtihan vesilesi’

Nefis limanına çekilir insan!

Bazen haddi, hududu aşar insan!

Tevbe kapısında gözyaşı döker

İçindeki kiri, ‘gözyaşı yıkar’

İnsan, ‘kâinatı içine alır’

“Kâinat insan, insan kâinat için”

Yaratılışın en gizemli ufku

Ufuklara nazardır, ‘gönül dağı’

Yardır bizlere muhabbet bağı…”

Dünya, insanoğlu için öyle garip bir yurt ki, “iyiler ve kötüler aynı gemide!”

“Cümle âlemi taşıyan gemide;

Birlikte yol alır, seyran ederiz!

Faniden ebede akan gemide,

Nice devirlere devran ederiz!

Kâh Firavunlar gelir, hüsran eder

Kâh Veliler gelir, hayran eder

DÜNYADA NEYİM KALIR

Çeker günleri ömrüm adım adım

İsmiyle, şanıyla zamana kaydım”

Şu fani âlemde kısık bir sesim

Fatiha bekleyen mezar taşım

Başka neyim, bir de infakım kalır”

Dünyanın boyasını bizler biraz da, ‘şiire benzetiriz’

“Kâh güneşli, kâh bulutlu sabaha

Uyanır kâh sevince, kâh tasaya

Bulutlar akın eder, garip yurda

Bir içli kervan, garipler kervanı

Kâh gece, kâh gündüz döner devranı

Dünyanın boyası şiire akar!”

Bizler, dünyayı, ‘garip bildik’

Dünya bir bakıma da, ‘gariplere emanet yurdu’

“Dünya gurbettir, gariplere konak

Toprak hâkidir, su taşır sakiler

Gök mavisinde, sonsuzluk ırmağı

Akar gönlüme, gözyaşı sel olur

Buğday başağı gibi boyun bükmüş

Şu başım fani bedene yel olur!”

Derler ki, “Dünyanın çivisi çıkmış!”

 “Dünyanın çivisi çıkmış” gördün mü?

Bir düşenin hatırını sordun mu?

“Bakar kör olmuş!” insan dünyasına

Sevgi üzerine köprü kurdun mu?”

Duamız, Yakarışımız nedir?

“Yarabbi! Bizleri yer ehline, gök ehline sevdir…”

Sevginin imandan bir cüz olduğunu da biliriz.

Selam ve muhabbetle