EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE NEBEVÎ METOTLAR (1)
İslâm Medeniyeti’nin temelleri, “Ben sâdece öğretmen olarak gönderildim.” (İbn Mace, Mukaddime 229; Dârimî, Mukaddime 32.) buyuran bir öğretmen ile atıldı. O öğretmen, bizlere Allah’ın en büyük bir lütfudur. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyurur:
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (yanlış düşüncelerden ve kötülüklerden) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Al-i İmran, 3/164)
En sevilen öğretmen (sav), yirmi üç sene öğretmenlik yaptı. Bu süre zarfında zihinleri aydınlattı, gönüllerde taht kurdu, milyonları ve kıtaları değiştirdi. Kalplerin mahbubu, akılların muallimi, nefislerin mürebbisi oldu. Onun öğrencileri, mükemmel ve insânî bir medeniyet kurdular. Bu öğrenciler, O Zat-ı Ekrem (asm)’ın eğitim ve öğretimde uyguladığı İlahî vahye dayalı temel esaslar sayesinde bu seviyeye ulaştı.
Eğitimde ne anlattığımız kadar nasıl anlattığımız da önemlidir. Elbette insanlara, özellikle çocuklarımıza iyi, güzel ve faydalı şeyleri en güzel metotlarla anlatmalı ve öğretmeliyiz. Allah Resulü'nün eğitim ve öğretimde farklı ve etkili metotlar kullandığını biliyoruz. Bunların belli başlılarını şöyle sıralayabiliriz:
Hz. Peygamber (sav), kendini sevdirdi. O, en sevilen öğretmendi. Büyük, küçük herkes O’nu canından çok seviyordu. Sahabe-i Kiram, ona “Anam, babam, canım sana fedâ olsun yâ Resûlellâh!” diye hitâb ediyordu. Öğretmenini sevmeyen bir öğrencinin dersi de sevmediği bilinen bir gerçektir. Bu nedenle iyi bir eğitimci, mutlaka kendini sevdirmeyi bilmelidir. Çocuklarla ilgilenmeli, onları sevmeli, güler yüzlü olmalı, pozitif düşünmeli, kısaca kendisini mesleğine ve öğrencilerine adamalıdır. Allah Resulü (sav), kendini görevine adamıştı.
En sevilen öğretmen (sav), vücut dilini çok iyi kullanırdı. Psikologlar, sözün söyleniş biçiminin, sözün özünden önemli olduğunu ifade ediyorlar. Yapılan araştırmalara göre, insanlar arası iletişimde; % 7 oranında kelimeler, % 38 oranında ses tonu ve % 55 oranında jest, mimik ve vücut dili rol oynuyor. Dilimizi, vücut dili yalanlarsa sözün etkisi kalmaz. Bu sebeple uygun vücut dilini kullanmak, sözlerimizin karşımızdakinde istenilen etkiyi meydana getirebilmesi için uygun ve etkili metotları seçmek zorundayız.
Kalpten çıkan söz, kalbe gider. Sadece dudaktan dökülen söz, kulağı aşamaz. O halde göze bakıp kalbe hitap etmek zorundayız. Eğitimde, göze bakıp kalbe hitap etmek önemli. Çocukların seveceği bir dil ve üslûp kullanmak, iyi bir eğitimcinin temel niteliğidir. Hazret-i Peygamber (sav), bütün zamanların en güzel ve en etkili hatibidir. Zira O, gönüllere giden yolu biliyordu. Bu sebeple kalplerin sevgilisi oldu. Önce kendini sevdirdi, sonra da konuşmalarında insanları etkileyen, düşündüren bir üslup kullandı.
En sevilen öğretmen, olumlu davranışları ödüllendirdi ve takdir etti. “Beğenilmek ve takdir edilmek” insanların çok önemsediği bir davranıştır. Bu duygu, çocuklarda daha önemlidir. Çocuklar, büyükler tarafından beğenildiklerinde memnun olurlar. Neyi doğru, neyi yanlış yaptıklarını büyüklerin beğenisine bakarak tayin ederler. Sahabe-i kiramdan Abdullah İbn Abbas (ra) bir çocukluk hatırasını şöyle anlatır: Bir gün Nebî (sav) tuvalete gitti. Ben de abdest alması için bir kaba su hazırladım. Daha sonra Sevgili Peygamberimiz (sav) su dolu kabı görünce kimin hazırlayıp koyduğunu sordu. Benim hazırladığımı öğrenince: “Allâhım! Onun dindeki anlayışını artır.” diyerek bana duâ etti. Bu örnekte Peygamberimiz (sav), İbn Abbas’a duâ ederek onu duâ ile ödüllendirmiştir.
En sevilen öğretmen, anlatacağı konuya dikkat çekmek, merak ve ilgi uyandırmak için soru sorardı. Örnekler vererek anlatırdı. Zira örnekleme, en iyi eğitim metotlarından biridir. İnsan ilgisizce dinlediği şeyi öğrenmez, hele uzun zaman aklında hiç tutmaz. Onun için eğiticilerin sorular sorarak, dinleyenleri motive etmesi çok önemlidir. Allah Resulü bir gün ashâbına, “Müslüman kimdir, bilir misiniz?” diye sordu. Onlar da “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dediler. Yeterince dikkat uyandırdıktan sonra: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden selamette kaldığı kimsedir.” buyurdu. Sonra “Mü’min kimdir.” diye sordu. Ashab yine, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dediler. Bunun üzerine şunları söyledi: “Mümin, insanların canları ve malları husûsunda kendisinden emîn olduğu kimsedir.”
Hz. Peygamberin huzûruna bir grup esir getirilmişti. Bunlar içinde emzikli bir kadın vardı. Esirler arasında bir çocuk gördü mü onu bağrına basıyor, emziriyordu. Onun bu dokunaklı hâli herkesin dikkatini çekmişti. Bu kadın, esirler arasında çocuğunu bulunca, hemen alıp sînesine bastı ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Hz. Peygamber, bu yüksek şefkat manzarasını görünce bize şöyle dedi:
-Bu kadın, çocuğunu ateşe atar mı?
-Hayır, atmamaya gücü yettiği sürece atmaz, dedik.
Hz. Peygamber (sav) bu örnekle gereken ilgiyi uyandırdıktan sonra Rabbimizin şefkat ve merhametini anlatan şu sözleri söyledi: “Şüphesiz Allahu Teâlâ, kullarına bu kadının çocuğuna şefkatinden daha merhametlidir.” (Devam Edecek)
Abdulhak AKPOLAT
İl Başvaizi