FETHİ GEMUHLUOĞLU’NA
(Akrostiş Şiir)
Bedrettin KELEŞTİMUR
“Fethi Ağabeyi” oldu, gönüllerin
Emeği, gülistan oldu, güllerin
Terkisinde sevgi dolu heybesi
Hırkası, Yunus kokulu ellerin
İhlasla yıkanmış duru dillerin
Gel der, ‘nefis duvarını yıkarak’
Ebede doğru takvayla akarak
Muhabbet ister söze hikmet gerek
Ulu bir çınara döndü gölgesi
Hilkati aşk olanın da serveti
Lisân-ı hâl ile dolar halveti
Usulü cedittir, ilme daveti
Merhaba derim, asrın Muhtarına
Sevgi dolu yürekle yürüyüşüne
FİKRET MEMİŞOĞLU’NA
(Akrostiş Şiir)
Fikrimin ışığı, altın yılları
İlhamında büyür, şehrin gülleri
Kurşuni şafaklar, kızıl ötesi
Ruhumda beslenir, zafer şarkısı
Ezberimdedir, manisi, hoyratı
Tertemiz yürekler, asrın muştusu
Mermerlerin nabzında solur şehir
Ellerde yürek, şefkat solur şehir
Memişoğlu’yla tarih solur şehir
İlyas ile Hızır’ı solur şehir
Şafak vakti, rengini solur şehir
“Olaydı yâr n’olaydı” solur şehir
Gerek ki, Fikret’imle solur şehir
Lâle, sümbül, karanfil solur şehir
NİHAL ATSIZ’A
(Akrostiş Şiir)
Nerede ülkemde yiğitler burcu
İrfan Ocağına dökelim harcı
Hâl ehlinin gönlündesin ebedi
Adsızlar tutar, Kürşat’ça nöbeti!
Lâkin haykırdı, her zaman dik durdu
Âlem-i Türk’ün adsız neferleri
Tarih boyunca bitmez seferleri
CENGİNE BAK
Firavun’la, Musa’nın cengine bak!
İyinin de, kötünün de rengine bak
Birinde rahmet, diğerinde zahmet
İmanla ihlasın ahengine bak
Bedri, ruhunla yüksel, engine bak!
“Hiç karanlıkla aydınlık bir olur mu?”
İHSAN TURAN’A
(Akrostiş Şiir)
İhlasınla çıktın, “TURAN” yoluna
Hamiyetle aktın, şehrin gönlüne
Su verdin asrın “ÇINAR” köküne
Aydınlara, “İRFAN OKULU” oldun
Nesiller ismini andığı zaman
“TURAN GAZETESİ” dendiği zaman
Uğrunda gönüller yandığı zaman
Rahle-i tedrisinde ‘kâlem’ oldun
Adresimiz hafıza-i beşerdir
Niyetimiz, şerden uzak yerdir
Turan, Cumhuriyet neslinin çınarı
Kâlem, damarlarda yürüyen arı
İhsan Turan, medar-ı iftiharı
Merhaba geleceğe… Turan Okuluna…
GÖNÜL KOYMAK
Sevdiğin seni unutursa gönül
Gönül koyarsın, bakmışsın solmuş gül
Feryadına dayanılmaz ki, bülbül
Sarhoş eder ruhumdaki ahuzâr
GÖÇ SEDASI
Ne kıştan, ne saçın akından kaçar
Sevda vardır, gözün akında açar
Dertler gelip buldu mu insan naçar;
Kalır, yüreğinde göç… göç… sedası!
AKŞAMIN KARANLIĞI
Akşamın karanlığı çökerse içime
İçimde canhıraş bir vaveyla kopar
Işığa müptelayım, ruhumda müptela
Işığın etrafında dönen pervaneyim!
GARİPLERE
Gariplere yol ol, yoldaş ol!
Ensar yüreğiyle danış ol
Gül kokla, gönlünde gül koksun
Borcun, mazluma ödemiş ol!
KUTLU SEFERDİR
Her sabah bizlere kutlu seferdir
Gün doğar, gün batar; mısralar yürür
Bir vakanüvis gibi gönlüm neferdir
Gönülden dökülür, deryalar yürür
TOPRAĞIN ÜSTÜNDE
Toprağın üstünde herşey bir gün toprak olacak
İzzet ve ikram sahibi Allah baki kalacak
Kâinat Sarayında sultan halk edilen insan;
Halikını bilmezse sarayı zindan olacak