Bedrettin KELEŞTEMUR


“GAFLETİ UZUN OLANIN DEVLETİ YOK OLUR”

FİKİR BAHÇESİ


“GAFLETİ UZUN OLANIN DEVLETİ YOK OLUR”

Bedrettin KELEŞTİMUR

Erzurum Lale Camii Mihrabı Yanındaki Tabloda 110 yıl önce 1914 yılı içerisinde yazılanlar o kadar müthiş ki?

 “Men tâle gafletehu zâle devletehu”

“Gafleti uzun olanın devleti yok olur!”

2024 yılında nasip olursa, Malazgirt-1071 Zaferinin 953.ncü, İstanbul’un Fethi’nin 571.nc, Çanakkale Zaferinin de, 109. Yıldönümünü idrak edeceğiz. Çanakkale’den Milli Mücadele Yılları ve tarihimizin en önemli kahramanlık zaferinin yazılması…

Bizleri, bugünlere; Hürriyete taşımanın bedelinin ödendiği, inanınız her günümüz, çok anlamlı zaman dilimleriyle bize milli şuuru besleyen, ‘gül ve karanfil bahçeleri olmuştur’

Orhan Şaik Gökyay’ın,

“Bu vatan toprağın kara bağrında,

Sıradağlar gibi duranlarındır.

Bir tarih boyunca onun uğrunda,

Kendini tarihe verenlerindir!”

Belki de zamanların, tarihlerin de zaferlerle taçlandığı, ‘er meydanıdır…’

Ne deriz? Tarih bizlere, ‘o anları/ zafer muştularınıyla; dünü bugünde yaşama dersi’ veriyor!

Şair ne diyor; “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”

Hz. Kur’an da, bizleri sürekli ikaz eden, ihtar ederek uyarmaya çalışan ‘kıssalar’ var!

Ghandi ne diyor; “Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile uyandıramazsınız!”

İşte biz buna, bunun ismine; ‘gaflet uykusu’ diyoruz!

Onlar, tarihe hikâye diye bakarlar…

Kıssalardan kendilerine, ‘hisse’ bir pay bile almazlar!

Bir belaya, payanda olsalar bile…

Gafil sözlükte; “Gerçekleri göremeyen, bilgisiz, çevresinde olanlardan habersiz, dalgın, ihtiyatsız, dikkatsiz, hazırlıksız; işin ve durumun önemini fark etmeyen/ edemeyen...”

Yunus Süresinde, Cenab-ı Allah buyuruyor; “Şüphesiz Allah hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar. (Yunus, 44)

Görebiliyor veya düşünebiliyor musunuz?

Gafletimiz kâh hicran oluyor, kâh hüsran oluyor, kâh Allah korusun felaketimize hicret oluyor!

Hadis, “Mü’min bir yılan deliğinden iki kere sokulmaz!” (Buhari-Müslim)

Bu hadis tam anlamıyla bir hayat öğretisidir!

Akıllı olmak, bilgili olmak, uyanık ve dikkatli olmak durumundayız…

Aman Allah’ım, “Gafleti uzun olanın devleti yok olur”

Kin, nefret ve öfkeyle,

Kibir, hırs ve gururla,

‘Devlet gemisi yürümez!’

 “Basireti bağlanmış” diye bir söz vardır!

Hayat, sebepler dişlisinde, kâinat gemisinde yüzmektedir!

“İyi düşünemez, gerçeği göremez bir duruma düşmek” 

Yani, “Basireti bağlanmak…” 

Gerçekte, ağlanacak bir haldir!

“Zulüm karşısında susmak!”

“Kötülüklere ses çıkarmamak!”

Beyazın üzerine düşen leke, iz bırakır, nokta kadar olsa da!

Noktalar büyür, örterse beyazı, batırır devleti, güçlü olsa da!

Bir bela, afet, geliyorum demez, önce ulak gönderir, yaşamına…

Gamına ortak olur, borç ödemez, kem gözle, zeval verir yaşamına!

Yusuf Has Hacip ne diyorlar; Gafil olma ey hükümdar, uyan; kendinden sonra iyi ad bırak.”

“Gafil olma, gaflet uykusu seni uyutmasın

Ey Rabbim, beni bu gaflet uykusundan koru”

Tarihte, devlet tecrübesi en çok olan bir milletiz…

Sürekli ne deriz? 

“Dört imparatorluk, 16 büyük devlet ve yüze yakın irili-ufaklı devlet kurmuşuz”

Âleme; devlet nedir, millet nedir öğretmişiz.

Bir şey var ki, ‘tarih yapan bir millet’

Tarihi, hem az yazmış ve hem de az okumuşuz.

Düne karşı, ‘unutkan…’ olmuşuz. Unutkanlık, tarihi gafletimiz!

Gel görelim ki, hala, o gaflette, ittifakımız.

Gazi Atatürk, ‘gaflet’ temalı şiirinde; 

“Gafil, hangi üç asır, hangi on asır

Tuna ezelden Türk diyarıdır.

Bilinen tarihler söylememiş bunu

Kalkıyor örtüler; örtülen doğacak.

Dinleyin sesini, doğan tarihin,

Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak,

Yalan tarihi görüp, doğru tarihe giden.

Asya’nın ortasında Oğuz Oğulları

Avrupa’nın Alplerinde Oğuz Oğulları,

Doğudan çıkan biz, Batı’da yine biz,

Nerede olsa, ne de olsa kendimizi biliriz.

Hep insanlar kendilerini bilseler,

Bilinir o zaman ki hep biriz.

Türk sadece bir milletin adı değil,

Türk bütün adamların birliğidir.

Ey birbirine diş bileyen yığınlar,

Ey yığın yığın insan gafletleri,

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,

Dünya o zaman görecek,

Hakikat nerede, hakikat nerede?”

Akif’in ‘Hüsran’ şiirini okuyorum. İçim burkuluyor. Beynim zonklamaya başlıyor. Meğerse ‘Ey gaflet, sen bana arkadaş olmuşsun yüz elli yıl’ Şüpheyle kol kola yürümüşüz. Ne ecdat hatıralarını dinlemişiz, ne hakikat önünde eğilmişiz. Hüsran, öyle bir hüsran ki, bugün batan güneşin ardından geçen güne hasret kalmışım!

Bir daha Akif’i dinleyelim; “Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,/İslam'ı uyandırmak için haykıracaktım/.Gür hisli, gür imanlı beyinler coşar ancak/ Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım!/ Haykır! 'Kime, lâkin? Hani sahipleri yurdun?/ Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;/ Feryadımı artık boğarak, na’şını tuttum,/ Bin parça edip şi’rime gömdüm de bıraktım./Seller gibi vâdîyi enînim saracakken,/Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım./ Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;/ İnler 'Safahat'ımdaki hüsran bile sessiz!”

Siyasi gaflet, safiyeti yüz geri ediyor. Hissiyatım, çorak bir toprağın hali gibi. Gözler, yürekleriyle bağlarını kesiyor gibi. ‘Bu cadde meçhule gider’ çağrılarına kulaklarım sağır. Ey hamiyet, sen ne kadar bağırırsan bağır. Gaflet, üzerimizde kurşundan bir yük gibi… Attım diyorsun da, bir türlü atamıyorsun!