Abdulhak Akpolat


KAMU HAKKI

KONUK YAZAR


 

Yüce Dinimiz İslam, hak kavramına büyük önem vermiş, hakların korunması için gerekli tedbirleri almıştır. Bu hakların içerisinde üzerinde en çok durulanı, şüphesiz kamu hakkıdır. Kamu hakkı; halkın vergi, hizmet, bağış veya başka bir nedenle devletin mülkiyetine ve hazinesine verdiği veya kamunun doğrudan sahip olduğu mal ve servet gibi ekonomik değerlerdir. Kamu hakkı, aynı toplumsal çatı altında yaşayan bütün insanların hakkıdır. Kamu hakkı, ülkenin varlığı ve birliği açısından en çok korunması gereken maddî haklardan biridir. Bu öneminden dolayı kamu hakkı, Allah hakkı olarak kabul edilmiş ve bu haklara riayet etmek ibadet sayılmıştır. Hiç kimsenin bu hakları bağışlama, kötüye kullanma ve onlara zarar verme yetkisi yoktur. 

Kamu malı emanettir. Devletin mal varlığı halka aittir; bunda geçmişin, bugünün ve gelecek nesillerin hakları vardır. Bu nedenle her birey doğrudan ya da dolaylı olarak bu emanetlerin korunmasından ve yerli yerince kullanılmasından sorumludur. Bireysel çıkarlar uğruna kamunun haklarını ihlâl etmek, kamuya ait mal ve mülkiyete zarar vermek gerçek bir mü’minin yapabileceği işler değildir. Zira mü’min, can, mal, ırz ve namus cihetinde kendisine güvenilen kimsedir. Müslüman ise, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Bu nedenle her Müslüman, Allah hakkı olarak da kabul edilen kamu mallarını korumalı ve kollamalıdır. Yarın kıyamet gününde yaptığı her işin mutlaka hesabını vereceğini asla unutmamalıdır. Çünkü kamu malları, belirli kişilere değil, bütün topluma aittir. Bu nedenle kamuya ait mallara zarar veren kimse, toplumun bütün bireylerine karşı suç işlemiştir.

Günümüzde maalesef kamu hakkı çok ihlal edilmektedir. Kamu hakkı, bir veya birkaç şahsı değil o toplumda yaşayan, o devlet çatısı altında bulunan tüm bireyleri, yani toplumu ifade etmektedir. Kamu arazilerinin işgali, vakıf malları, kimsesiz ve güçsüzlerin mallarının gasp edilmesi, trafik kurallarının ihlali, can ve mal kaybına sebep olunması, sokak lambalarının gündüz yanması, elektrik, su, telefon ve internetin kaçak kullanılması, kamu dairelerinde çalışanların kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getirmemeleri, mesai saatlerine riayet edilmemesi, ihalelere fesat karıştırılması, kamuya ait malların zimmete geçirilmesi, şahsi menfaat için kullanılması, şahıs ve kamu mallarının yağmalanması, hayır kurumlarından ve resmi kurumlardan yalan beyanla yardım alınması bunlardan sadece birkaç tanesidir. 

İhlal edilen her kamu hakkında yetimin, yoksulun genç-yaşlı, herkesin hakkı vardır. Mü’min, aç, susuz ve açıkta kalsa da tüyü bitmemiş yetim hakkını yemekten, devlet malına el uzatmaktan ve ona zarar vermekten kaçınır. Çünkü o, gizli ve aşikâr her şeyi bilen Yüce Allah'ın huzurunda bir gün hesaba çekileceğini unutmaz. Hz. Peygamber (sav) Veda Hutbesi’nde Müslümanların sahip oldukları hakların saygınlığını ve dokunulmazlığını şöyle ifade buyurmuştur: “Müslümanların kanları, namusları ve şerefleri kendi aralarında Mekke kadar kutsal,  hac ayları ve günleri kadar saygın ve dokunulmazdır.” (Tirmizi, Tefsiru'l ­Kur'an, 9; B67 Buhari , İlim , 9; M4383 Müslim, Kasame, 29.) 

 

Allah’ın huzuruna kamu hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebali vardır. Kamu mallarına hıyanet etmek ve onlara zarar vermek Allah’ın affetmeyeceği günahlardandır. Unutulmamalıdır ki, kamu malına zarar vermenin vebal ve günahı sadece bu işi yapanların değil, bu gibileri koruyup gözetenlerin veya göz yumanların da üzerindedir. Bu nedenle toplumsal görevlerimizden birisi de, kamu hakkını ihlâl edenlere ve zarar verenlere seyirci kalmamak ve gereğini yapmaktır. O halde her Müslüman, Allah hakkı olarak da ka­bul edilen kamu mallarını korumalı, onlara zarar vermek isteyenlere fırsat vermemelidir. Kamuya ait mallara zarar verenler, bunun büyük bir suç olduğunu ve bu suçun cezasını çekeceklerini asla unutmamalıdırlar.

Abdulhak AKPOLAT

İl Başvaizi