MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN ŞÂHADETI
Dile kolay, Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahadetlerinin üzerinde 14 yıl geçmiş!
14 yıl önce büyük bir acıyla kaleme aldığımız yazı… Elbette yüreğimizin sesiydi. O yılları bir daha sizlerle yaşamak istedim. Allah rahmet etsin, mekânları cennet olsun âmin.
“29 Mart süreci belki de hiç unutulmayacak… Ülke nüfusumuzun yüzde yetmişleri ‘yüreklerindeki yangınla’ sandığa doğru yol alacaklardı!
Siyasetin o sert ve hırçın tartışmaları nasıl bir anda bıçak gibi kesilmişti! Göksun’un kar, tipi, boran ve üzerinden sisi kalkmayan haşin dağlarında; yürekler sessiz bir çığlığa boğulmuştu! Ağla diyordu, vatan! Ağla diyordu, ‘mahzun yüzlerine’ ağla diyordu!
Vatan coğrafyasında, gönülleri okşayan öylesine ıslak, öylesine metaneli aşılayıcı bir rüzgâr esecekti ki, ‘durun, durun kalabalıklar’ diyecekti!
Alınız diyecekti; ‘akıl bulutlarını’ üzerinize. Alınız, ‘çile heybesini’ sırtınıza. Kum taneleri gibi, serilsin sevdanın önünüze, ışık olup aksın, idrakiniz!
25 Mart 2009 tarihi; öfkenin yerini hasretin aldığı, ihtirasın yağmalandığı, nefretin hüsrana döndüğü, garip tecellilerle bu millete ‘tefekkür dersi’ veren bir farklı zaman dilimiydi!
Muhtaç olduğum gözyaşı’m, ne olur; bütün hicranlarımı içli nağmelerinle yıka!
Med-Cezir halini yaşayan idrakim, Göksun’a gidip geliyordu! Sarp yamaçların üzerinde dimdik duran bir kayanın başında, bir selvi çamın gölgesinde! Bir başka gölgenin uzanmasına izin vermeyen kar, tipi, boran ve aklımızı üç gün boyunca örten o meçhul sis! Bizlere, aczimizin ve çaresizliğimizin dersini veriyor!
Bir sessiz gemi geçer, bu âlemden; dalgalar, habersiz içindeki deryadan!
Kan ve öfke, ‘ben’i âdemde! Öfke kırılır, O âlemde! Kalemin feryadı can!
25 Mart 2009 tarihinden itibaren Türkiye seçim atmosferinden bir anda çıkıyordu. Bütün siyasi partiler, ‘açık hava toplantılarını’ iptal edeceklerdi. Yüzler, yürekler, akıl ve iz’an bir mehteran halinde Göksun’a taşınacaktı. Bir kazanın akıbeti için bütün Türkiye 47 saat, ümit ışıklarını hiç söndürmeden bekleyeceklerdi! Döngel, Sinse, Kızılöz köylerinin çevrelediği Kanlıçukur mevkiindeki 2500 rakımlı Keş Dağı şehitlerimizi üç gün koynunda sakladı!
Hadis, “İslâm garip olarak doğdu ve garip olarak gidecektir. Gariplere müjdeler olsun.” Yol vermeyen dağlar ile taşlar ile konuşan bir idraki yaşadım. Kerem’e, Ferhat’a, Mecnun’a ve Yunus’a dost olan, muhabbetini hiç eksiltmeyen dağlar; gün gelecek asrın gariplerine buyur edecekti! Misafirlerini vermemekte o kadar çok direnecekti ki! Yaşadık, üç gün ‘ölüm ve ötesini’ düşündük! Ve garip hülyalarımıza bir daha dalarak; “Bir garip öldü diyeler/ Soğuk su ile yuyalar/ Üç günden sonra duyalar/ Şöyle garip bencileyin” Dağlar, metanetle gariplerimizin şahadetini tevazu kanatlarını üzerlerine gererek üç gün bizlerden uzak tutarak sakladı!
İki menzil düşünün ve yüreğinizdeki sesle konuşun;
Ey sevda yolcusu;
Fenadan Beka’ya; hicrettir yolumuz!
İki menzil arası, hasret odumuz!
Hayreti, gayret yap; iki oda gibi yurdumuz!
Dünya Yurdu da bizim, ahret Yurdu da bizim Tefekkür dünyasının zenginliği ile dolu Anadolu insanı yüreklerini dost yüzlü bir dava adamı için dağlayacaktı.
Gün sensiz doğdu, Gecem sensiz geçti
Rüzgârlar bile, Sensiz sükût etti!
Ay yüzünde de, Belliydi hıçkırık
Sükûtu hayra yoramadım Ey dost!
Deniz mehtapsız, Issız kumsal gibi.
Dalga poyrazsız, Durgun derya gibi.
İçimdeki sessizlik, Ürküten çığlık!
Sükûtu hayra yoramadım, Ey Dost!
Rüyalar, Gerçek hayatı seziyor!
Kanım candan; Damla damla sızıyor
Eriyorum, Yaralarım azıyor!
Sükûtu hayra yoramadım Ey Dost!
Kayıt Tarihi: 30.3.2009