Bedrettin KELEŞTEMUR


MUŞ’TA TARİHİ SOLUKLARSINIZ!

KONUK YAZAR


MUŞ’TA TARİHİ SOLUKLARSINIZ!

Geçtiğimiz aylarda, Malazgirt Zaferinin 951. yılını görkemli bir şekilde kutladık!

Malazgirt’te, “Devlet Oğul, Millet Oğul, Bayrak Oğul, Ezan Oğul…” sedası vardı!

O edaya, ayran kaldığım bir fotoğraf karesi hala gözlerimin önünde;

Aksaçlı bir dede… Hemen yanında evladı ve torunu…

Dünü, bugünü ve geleceği… Birlikte bir ezel ebed köprüsü inşasındalar!

Malazgirt, Anadolu’yu bizlere ‘ebedi yurt/ Vatan’ yapan tarihi büyük zafer!

Bu tarihi zaferi, her geçen yıl daha arzulu, daha içten, daha duyarlı idrak ediliyor

Geçmişe doğru gidiyorum. 1971 yıllarına, zaman tünelinden yolculuk yapıyoruz.

1071 tarihi, Malazgirt Zaferinin 900. Yıldönümü…

Bu kutlu Zafere, Bayrak Şairimiz Arif Nihat Asya ve Destanların Efendisi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ’da katılıyorlar. Şairlerimiz o zafer gününe ayrı bir renk, heyecan, şevk veriyorlar.

Arif Nihat Asya’nın, “Alparslan” şiiri yüreklerinizi titretiyor;

“Torunlarım dört yana kol kol gitsin;

Malazgirt’ten İstanbul’a yol gitsin!

Gelip sana çarpan gücü, yavaştan

Anlamazsa, haritadan sil, gitsin!

 

Şehitlerim, Tanrı’ya, al al, gitsin,

Yaralıma su verene bal gitsin!”

Bu kutlu şiir bizleri, o ruhani havayı yaşatırcasına devam ediyor.

O kadar içten ve o kadar kalbi bir hisle kaleme alınmış ki, sizlere tarihin kapılarını aralıyor;

Destan Şairimiz Niyazi Yıldırım’ın, “Malazgirt Marşını” her birimiz biliriz;

“Aylardan Ağustos, günlerden Cuma

Gün doğmadan evvel iklim-i Rum’a

Bozkurtlar ordusu geçti hücuma

Yeni bir şevk ile gürledi gökler

Ya Allah… Bismillah… Allahûekber…”

 

Muş Kalesi’nde, gözlerim Türkiye’nin üçüncü büyük Ovasında… 

İki mısra dökülüyor, ruhumun derinliklerinden;

“İnsan, kıssalarla büyür, romanlaşır

Tarih hisselerle yürür, destanlaşır!”

Muş Kalesinde, o deruni destanın izlerini sürüyorum!

Su boyunca at süren yiğitleri düşünürüm… Atlarının nal sesleri inletirdi bu toprakları…

Murat Nehriyle, Karasıyla gönlüm ferahlıyor… Suya bakınca, muradınızda açık olurmuş!

14 Yıl önce, Malazgirt Zaferinin 937. Yıldönümünü kutlamak için Elazığ’dan; Şair, Yazar, Akademisyen arkadaşlarla birlikte, 2008 yılında Malazgirt’e geliyoruz! Elazığ Belediyesinin, ‘mehter takımı’ aramızda! O güzel kutlu günleri düşünüyorum!

Bu bir, Elazığ- Muş buluşması… 

Bu bir, ecdada sıla-i rahim…

O yıllarda, dönemin Muş Valisi, Erdoğan Bektaş, büyük bir gayret ve heyecanla, Malazgirt Zaferini yaşayarak kutlama arzusunu hayata geçiriyorlar.

“Malazgirt’ten İstanbul’un Fethine… Çanakkale’den Kocatepe’ye…” 

Ahmet Kabaklı’nın ifadeleriyle; Malazgirt’te, İstanbul’un Fethinde, İstiklal Savaşı’nda; “Alperen ruhuyla…” bu millet zaferleri taçlandırmıştır!

2008 yılı Muş Belediye Başkanı Necmettin Dede bizlere Malazgirt Zaferinin öneminden bahsederler.

O sözler, bir kutlu sedayla hala kulaklarımda çınlamaktadır;

“Malazgirt’i Hristiyan dünyası kazansaydı, burayı kendilerine ‘kıble’ yaparlardı!”

Anadolu’yu bizlere ebedi vatan yapan Malazgirt Zaferi, ‘bütün gönüllerde…’ yaşatılmalıdır.

Çanakkale’ye de, Malazgirt’e de; 81 İlimizden gezi programları düzenlenmelidir…

Tarihe karşı duyarlı olmalıyız! Tarih şuuru olmadan, ‘millet’ olamayız.

Dünden bugünlere o kadar yol alınmış ki, Malazgirt Zaferi, Allah’a hamd olsun, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde kutlanıyor/ idrak ediliyor.

Son yıllar içerisinde; Muş İlimize, Malazgirt’e, Ahlat’a daha fazla önem verilmeye başlandı. 

Bilemiyorum sizler nasıl düşünüyorsunuz?

Ahlat’ı ben, tarihi Türk Şehri, ‘Ötüken’e benzetirim. 

Ötüken bu milletin soluklandığı, ‘kutlu Şehir’

Anadolu’nun, Ötüken’i; Ahlat, sen ne mübarek bir beldesin…

O dönem de, Ahlat Denizi olarak da bilinen, ‘Van Gölü’nü, izin verirseniz, 

Tarihimizin kutlu Gölü, “Isık Göle” benzetirim.

Bu vesileyle Ahlat’tan da biraz bahsedelim.

 “Çağrı Bey ilk olarak Ahlat’ta konaklayacak ve burayı Türk Yurdu yapmaya karar verecekler!” Kutlu bir niyet, salih bir istikamet… Dağlar yürüyecekti artık…

Alparslan’ın Babası Çağrı ve kardeşi Tuğrul Beylerinin duruşunu; Bilge Kaan ile kardeşi Kültüğün’e benzetirim!

Kardeşler arasındaki, ‘birlik ve beraberlik’ güçtür, kuvvettir, bilgeliktir, devlet için ahenktir.

Belh, Buhara ve Ahlak Şehirleri Türk İslâm Âleminde; “Kubbet-ül İslâm Şehri” olarak anılırlar. 

O yüzyıllarda, büyük âlimlerin, mütefekkirlerin, sanatkârların yetiştiği şehirlerdir.

Muş ile Ahlat arası o kadar yakın ki, bir ayağım Muş İlimizde iken bir diğer ayağım Ahlat’ta…

Siz saygıdeğer okuyucularımdan da istirhamım olacak; Ahlat’ta şöyle bir soluklanınız…

Geliniz, coğrafyanın konumunu tarih ile bütünleştirerek tefekkür ediniz.

“Çağrı Bey Ahlat’ta konakladı ve burayı kendilerine Türk Yurdu…” yaptılar.

“Alparslan tarihi karargâhını burada kurdu…” Burada soluklandı!

“Malazgirt Zaferinde Şehadet Şerbetini içen askerler buraya defnedildiler!”

Osman Gazi’nin babası, Ertuğrul Bey Ahlat doğumludur. Çocukluk yılları burada, bu mümbit topraklarda geçecektir. Büyük hayallerini burada yeşertecektir.

Osmanlıların da ilk yerleşim yerleri Ahlat’tır.

Osmanlılar ve bizler Ahlat Şehri için, “Ata Şehrimiz!” diyoruz.

Evliya Çelebi Ahlat için, “Oğuz taifesi şehri” diyecekler.

Ahlat günümüzde de, “açık hava müzesi ve kümbetler şehridir!”

Ahlat taşları ve Selçuklu motifi bizim ruhumuzun desenidir.

“Ahlat’tan Harput’a” isimli şiirimizde şöyle deriz;

“Bir ulu rüzgar; Ahlat’tan Harput’a

Kubbet-ül İslâm Şehrinden merhaba…

Yürür, dalga dalga dağ gibi ordu

Çağ yürür, fersah fersah fetihlerle

O aşk ile Malazgirt Meydanında;

Düşünürüm at kişnemelerini,

Kılıç seslerini, nağralarını…

Dinlerim asırların müjdesini,

O müjde ile açar gözlerini,

Yirmibirinci asrın vuslat şehri…”

Harput, Malazgirt Zaferinden (1071) hemen sonra 1085 tarihinde fethedilecektir.

Haçlı Seferleri (1096-1270)’inde, Türk- İslâm Âleminin önemli merkezi konumuna gelecektir.

O ruhani iklimi, Muştan, Malazgirt’ten, Ahlat’tan Harput’a doğru yol aldığınızda yaşarsınız!

Kâh Muş Kalesi’nde, Kâh Muş Ulu Cami’de…

Kim bilir kimler geldi geçti bu tarihi mekânlardan…

Hissederim kendimi kutlu bir gemide…

Vatan kokusu siner içime bu mekânlardan