Bedrettin KELEŞTEMUR


NİYE DERSLER ALMAYIZ

FİKİR BAHÇESİ


NİYE DERSLER ALMAYIZ

Şu haberi hepiniz okumuşsunuzdur;

“Kahramanmaraş depremi ve sel felaketiyle sarsılan Şanlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesindeki Cırcıp Deresi yerin altına girerek ortadan kayboldu!”

Şanlıurfa’dan sonra sınırı aşarak Suriye topraklarına akan derenin suyu oluşan yarıktan toprağa gömülüyor! 

Burada yaşayan bölge insanı hayretler içerisinde! Asırlarca akan bir derenin bir anda yok oluşu!

Mülk Süresi 30.ncu ayette şöyle buyrulur; “De ki: “Söyleyin bana! Eğer suyunuz (yerin dibine) çekilecek olsa, artık size kim bir akarsu getirebilir?”

Çok büyük bir imtihandan geçiyoruz. Ne olur, ‘olaylardan kendimize hisseler çıkaralım’

Geliniz, tefekkür edelim! Manevi cephemizi güçlendirelim…

Bakara Suresi 155.nci ayette şöyle buyrulur; “Sizi mutlaka biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden bir noksanlık ile imtihan ederiz.  (Ey Resulüm!) sabredenleri cennetle müjdele!”

Bu ayetin mana iklimine yüreğinizle dokunmanızı isterim! 

Belki de çok zor ve sıkıntılı bir dönemeçten geçmekteyiz… 

Acılarımız büyük… Bu dönem, ‘paylaşma ve üleşme dönemidir’ 

Birlik ve beraberliğimizi güçlendirme dönemidir. 

Konumuza su ile başladık… Suyun olduğu yerde hayat vardır. Su için bizler, ‘rahmet ’deriz.

Mü’minun Suresi 18.nci ayette şöyle buyrulur;

“Gökten belli bir miktar ile su indirdik, sonra onu yerde durdurduk. Şüphesiz ki biz, onu gidermeye de elbette gücü yetenleriz!” 

Suyun yeryüzüne belli bir ölçü ile indiğini Kur’an bizlere haber veriyor. 

Burada şüphesiz ki, bilimle buluşacağız…

“Ölçümlere göre bir saniyede 16 milyon ton su buharlaşmaktadır. Bir yılda bu miktar 505 trilyon tona ulaşır. Bu aynı zamanda bir yılda dünyaya yağan yağmur miktarıdır!”

O yağmur damlaları bir ölçü ve bir nizam dâhilinde yeryüzüne düşmektedir. 

Hacc Suresi 63..ncü ayette şöyle buyrulur; “Görmedin mi ki, doğrusu Allah, gökten bir su indirdi de (böylece) yeryüzü yemyeşil oluyor. Muhakkak ki Allah Latif (çok ihsan eden)dir, Habir (her şeyden haberdar olan)’dır.” 

Bembeyaz elbiselere bürünmüş olan Muş Kayak Merkezi, bahar yağmurları ile birlikte, ‘yemyeşil bir örtüye büründü!’ 

Kırsal bir muhitte yaşayanlar bu değişimi daha yakından büyük bir hayranlıkla takip eder. 

Özellikle de, ‘çobanlar…’ toprağın kokusunu en fazla alarak tefekkür dünyasına dalan insanlar olurlar.

“İftar Vakti” isimli bir dörtlüğümüzde şöyle diyoruz

“Sahur vakti, bir sessiz gemi kalkar

Sabırla gönül deryasında yüzer

Demir atmıştır sevgi limanından;

İftar vakti, infak deryasını süzer!”

Çocukluk yıllarımı bilirim… Bir ayağımız köydeydi… O iklimi solukladık.  Hemen kapımızın önünde üzüm bağı ve değişik meyveler… Köyün çeşmesi o kadar gür ve soğuk akardı ki, ‘çeşmenin kurnasına kâh ayran kâh karpuz bırakılırdı’ 

Bahçenin hemen ortasında açılan bir arkta,  “cünüt suyu…” Mayıs ayının ortalarına kadar akardı!

Şimdi o topraklarda ne rutubet kaldı ve ne de o çeşmelerin suları… 

Rahmetli Anam ve Babamı çok iyi bilirim… 

Sofraları her zaman için şendi… Mutlaka her sofrada bir misafir bulunurdu.

Vefatlarında taziyeye gelenlerin ilk sözleri, “Allah razı olsun ekmeklerini çok yedik!” sözleri oluyordu!

Mü’minun Suresi 7.nci ayetinde şöyle buyrulur; “Yine o kimseler ki, onlar emanetlerine ve sözlerine riâyet ederlerdi.”

O yılların insanında, “aldatma…” diye bir kavram yoktu! 

Her söz emanet bilinir ve mutlaka yerine getirilirdi!

Ya günümüzde! Siyasetinde hareketli olduğu bir dönemdeyiz… 

Nereden nerelere gelmişiz! 

Mü’minun Suresi 3.ncü ayette de şöyle buyrulur;

“Ve o kimseler ki, onlar boş şeylerden (boş söz ve işlerden) yüz çeviricidirler”

Asrımız için, “dedikodu asrı!” diyebilir miyiz? 

İnsanların birbirlerini suçladıkları, kırdıkları, döktükleri… Acı değil mi?

“Kul hakkının…” ne kadar büyük bir vebal olduğunu niye unuturuz?

İnancımız bizlere, ‘bölünmeyiniz…’ der. Allah korusun, “bölünürseniz devlet kudretiniz elinizden gider!” 

Mü’minun Suresi 53.ncü ayette şöyle buyrulur;

“Fakat (insanlar din hususunda) işlerini kendi aralarında parça parça böldüler. Her kısım kendi yanında bulunan (din) ile memnundurlar!”

Âlemşümul bir anlayışı niye terk edelim. Niye bile bile kendimizi ataşe atalım!

Dağlar gibi omuz omuz vereceğiz… Bir saf olacağız… Bir yürek olacağız…

Başka çaresi yok efendim!