Bedrettin KELEŞTEMUR


YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR…

FİKİR BAHÇESİ


YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR…

 

Toprağını, suyunu, havasını soluduğumuz şehrin her alanda kendisini yenileyerek gelişmesi en büyük muradımızdır. 

Önceliğimiz nedir?

Şehrimize, bilumum değerlerine dost olacağız! 

Her ilmekte sevgi… Şehrin bütün örgüsünde tebessüm edecek…

O sebepledir ki, “Erdemli insandan, erdemli topluma/ erdemli şehre…”  yürüyüşü millî bir tefekkür olarak akıl ve vicdanlara taşımalıyız.

Yaşadığımız şehirde, ‘yıkmamız gereken duvarlar…’ nelerdir?

İnsanlık âleminin de en büyük düşmanı olarak kabul gören; “kibir, haset, nefret, öfke, kin…” bazen nefsimizi de esir alabilen, blumum kötülükler.

İnancımız bizlere, “Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız…” diyor.

“zalim ve mazlumun olmayışı!”

Yaşadığımız şehirde öyle bir bataklığı kurutmalıyız ki, ‘insanlar huzura ve güvene ersinler’

O bataklığın adı, “cehalet ve yoksulluktur!”

Allah’ın Resul’ü (sav.), “fakirlik nerde ise küfür olacaktı!”

Aman Allah’ım!

İnancımız, “İçinizde hayırla yarışan bir topluluk bulunsun!”

İnancımız, “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir!”

Hemen karşımıza ne çıkıyor, “infak kültürü…”

Âl-i İmrân Suresi 92 ayette şöyle buyrulur;

“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe eremezsiniz, Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir!”

Bizim medeniyetimiz, her türlü iyiliği/ hayrı/ hasenatı/ güzelliği ‘vakıf’ ismiyle kurumlaştıran bir medeniyettir. 

Cumhuriyet Döneminde, şu şehirde büyük bir aşkla, heyecanla, zevkle, iştiyakla, gönül seferberliği halinde hizmeti kendisine şiar edinen kaç vakıf kuruluşumuz var?

Gönül ne ister?

Ecdadın bizlere emanet ettiği şu şehri, bütün zenginlikleriyle ayağa kaldıralım!

Eğitimde, Kültürde, Sporda, Sağlıkta, İktisadi ve Sosyal hayatımızda, ‘yeni eserler’ ortaya koyalım!

Hayatı bir yandan zenginleştirirken bir yandan da ‘sevdirelim’

İki dönem Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğünü yapan Fethi Ahmet Polat ne diyorlardı; “bir de hayalim; 1071 Malazgirt ve Sultan Alparslan Vakfı… İstanbul’da mukim Muşlu ve Elazığlı hayırseverlerimiz el atsa da ne de güzel olur! Nasıl ki, Azerbaycan bizim yurt dışında canımız, ciğerimizse aynı şekilde Muş ve Malazgirt’te yurt içinde bizim canımız, ciğerimiz, emanetimizdir. Ümidim odur ki yazdıklarımda yazdıklarınızda kamuoyunda makes bulur”

Bir Muş İlimize bırakılan en büyük ecdat emaneti şüphesiz ki, “Malazgirt’tir…”

Bizler, Harput’ta da, İznik’te, Söğüt’te de, Bursa’da da, Edirne’de de, İstanbul’da da ve Çanakkale’de de; “Malazgirt-1071’leri düşünürüz!” 

O düşünce ile birlikte, 1071’lerden 2023’lere; Anadolu Coğrafyasının kutsi havasını tefekkür ederiz.

Tarihi sevdirmek, o şuura ulaşmakla mümkündür diyebiliriz. 

O sebepledir ki, Malazgirt’i, Anadolu Coğrafyamızın vatanlaşması yolunda, ‘meydanların veya zaferlerin anası olarak…’ düşünürüm/ veya düşünmekteyim. 

2008 tarihinde gerçekleştirilen, “Muş- Elâzığ Buluşması…” bizleri her iki şehrin tarihteki kadim yolculuğunu hatırlatmıştı.

O tarihi buluşma/ veya yolculuk bizleri tarihimizle bir daha yüzleştirecekti…

Bizlere Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt-1071’e; ecdat hatıralarına/ gazilerimize ve şühedaya ne kadar Sıla-i Rahim yapabildik?  “Kilit, Kapı, Anahtar…” her birinin üzerimizde manevi ağırlığı var.

Bizler isteriz ki, “Malazgirt Arkeoloji ve Etnografya Müzesi…”  tarihimizi, kültürümüzü, bilumum değerlerimizi üzerinde taşıyan/ bu vatan coğrafyasının ‘cazibe merkezi konumunda olsun’ 

Bu bir, samimi niyettir. Bir bakıma da, içimizdeki gönül yangınıdır…

Bizler, Belh Şehrini, Buhara’yı ve Ahlat’ı, “Kubbet’ül İslâm Şehri” olarak biliriz. 

İçerisinde yaşadığım şehirde, “ilimdeki gayreti, hayreti, şevki ve heyecanı…’  vücudumun bütün zerresiyle teneffüs etmek/ soluklamak isterim.

MALAZGİRT OVASINDA…

Boğum boğum kıvrılan dağlar omuz omuza 

Ağrı’dan Toroslara taştan set oluşturmuş 

Diz çökmüş eteğinde su gibi akan zaman 

Malazgirt Ovasında tarihi buluşturmuş 

 

Fırat Nil’in kardeşi, Tunaysa yay kirişi 

Ok menzilinde takvim yapraklar tutuşturmuş 

Afşin’i, Danişmend’i, Mengücek’i, Artuk’u 

Edebi Devlet için dört yana at koşturmuş 

 

Erzurum’dan Haleb’e, Artukoğlu diyarı 

Kartal Yuvası bize Belek’i çağrıştırmış 

Coğrafyadan vatana bir kutlu ve uzun yol 

Sade ok ve yay değil, güzel dil konuşturmuş 

 

Ferhat’ın hasretinde dağlar, ötesinde sır 

Perde perde kalkarak ışığa kavuşturmuş 

Erzurum’un barıyla, Elazığ’ın mayası 

Kerkük’ün hoyratıyla halini soruşturmuş 

 

Asırların nağmesi Hayrilerin dilinde 

Emrahlar, Zihnilerle ezgiler konuşturmuş 

Fırat sen hazinesin, mazin kadar zindesin 

“Yedi Küpeli Gelin” çehreler değiştirmiş