24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜNE
Bedrettin KELEŞTİMUR
Ey hakikat geldim önüne, bugün diz çöktüm! Yakardım, gözyaşlarımla dil döktüm! Bugün, bu güzel günde, semanın altın tasını öptüm! Birçok yazılarımızda ve sohbetlerimizde özellikle, 11–13. asrı örnek veririm! Ve 21. asrında, Türk Asrı olacağı inancını tekrarlar dururum. Dünden bugünlere, ‘cihanın gösterdiği ayna’ bizlere; cihan hâkimiyeti ve bilginin ikiz kardeş olduğunu haykırıyor.
Öğrencilerimiz A. N. Asya’nın şu dörtlüğünü manasıyla hayatına yol arkadaşı edinmelidir;
“Âlim dedi; ‘Bir harika öğrenciydi’
Şair dedi; yer yer sözü bir inciydi
‘Fatih Sultan’ adıyla andık onu biz
Tarih dedi; Fatihlerin en genciydi”
Yürekten sesleniyoruz; “Anlat bana, ecdadını bir defa olsun/ ‘Ben kimim’ sorusu hayatınla bir olsun/ Unutma, unutulmak ölümden de beter/ Ki, seni yaşatacak ‘yüce ülkün’ olsun”
Gayesiz, hedefsiz, ilkesiz, rağbetsiz, isteksiz, arzusuz bir insan veya bir toplum ‘ölü’ olarak anılır! Bizim, millet olarak ve ‘inandığımız değerler’ olarak böyle bir lüksümüz yok! Olmamalı da! Bir dörtlüğümüzde ne diyoruz; “Dinle, tarihle, halkla barış/ Hizmette zamanla yarış/ Zinde bir mazinin izinde;/ İmar et vatanı karış karış”
Böyle bir yürek, böyle bir arzu bizlere elbette ki, ‘üç kıtayı birbirine yaklaştıran fetih ruhunu’ hatırlatır. Bir gün, İstanbul’dan Kafkasların ötesine, yüksek dağların/ bulutların üzerinden süzülerek uçtuğumuzda, acaba dedim, atalarımız ‘at sırtında’ üç kıtaya nasıl hâkim olmuşlar? 400 çadırlık bir aşiretten koca bir imparatorluk çıkaran o ruh, nasıl bir ruh!
Böyle bir ruhun elbette ki, 21. asırda daha fazla hasretindeyiz! Böylesine bir yürek yangınının tamamıyla içerisindeyiz. İstiklâl Marşımızın şairi Akif’i dinleyelim;
“ ‘Muallim’ diyen olmak gerektir imanlı
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı,
Bu dördü olmadan olmaz; vazife çünkü büyük”
‘yeniden bir dünya’ düşündüm! Allah Resulünün çevresinde halkalanan 120 bin Sahabenin ancak on bin civarındakinin kabirleri Medine’de, Cennet’ül Bakiye’de! Ya diğerleri… İşte, ahire kadar uzanan yolumuzdaki asıl ve asil işaret taşlarını onların manevi ihtişamında okumaya başlarız. O ihtişamlı yürüyüşün kökleri toprağın derinliklerine öylesine sürgün vermiş ki, tarihin seyri değişmiştir. İlmin, Hikmetin, Sanatın ve İrfanın cazibe merkezi bir anda doğuya taşınmıştır! Maveraünnehir ve Anadolu asırlara öylesine hükmetmiştir ki, tarih yeniden bir bahar müjdesiyle doğmuştur.
Anadolu’nun ve Balkanların ‘manevi fatihleri’ olarak, ‘Horasan Erenleri’nden söz ederiz. Türkistan’dan Anadolu’ya doğru kayan, ‘yıldızlar’ olarak anılırlar. Bahtımızı ve tahtımızı aydınlatan ‘irfan mektepleri’ olarak da anarız onları!
İlim dedik değil mi? Cihana hâkimiyetin tek yolu, ‘ilim ve marifetten’ geçer! Anadolu artık, kendi kabından süratle taşmalıdır. Binler, on binler dünyanın dört bir yanına, ‘Sahabe Meşrebiyle’ donanarak, artık 11–13. asırlarda, Horasan Erenlerinin oynadığı rolü, ‘aynı mayayı çalarak’ oynamalıdır!
İnancımız, Yüce dinimiz ilmi ve ilim sahiplerini ‘teşvik’ ediyor. Onları toplum nazarında taltif ederek yüceltiyor. Ayet; “Eğer gerçekten yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizde mürekkep olup arkasından yedi deniz daha ona yardım etse Allah’ın kelimeleri (yazılmakla tükenmez) muhakkak ki Allah Aziz (kudreti daima üstün gelen) dir. Hakim, her işi hikmetli olan)dır.” (Lokman süresi)
Tek çıkar yolumuz ve tek çaremiz var, o da; ‘eğitim’ İnancımızı besleyecek bir neslin yarınlara talip olması! Öğretmenlik mesleği o kadar kutsal ki, ‘öğretmen fakında olacak’ O farkındalık, ‘gelecek nesillerin muallimi olarak kendisini tarif eder…’
Konuyla ilgili ‘dörtlüklerimizi’ sizlerle paylaşmak istiyorum;
Tuzak olur!
Toprak hâki, tuz ak olur
İlim/Hikmet göç etti mi?
Nefis cana tuzak olur!
Okul olur,
Millete ocak, okul olur
Tüter bacası nefesinden;
İlme’l yakin O/ kul olur!
Kimin fermanı, Islahat!
Yüz elli yıllık maslahat
Yakarışımız Huda’dan,
Bizi hayırla ıslah / et!
***
Oku,
“İkrâ” ilk emir oku
Kelimeler ışıl ışıl;
İlmin sadakta ki oku!
***
Cehaletin taassup kokan
Evladını gömdüğü o / kuma
Pusatlanır kelimeler
Kalbe huzur verir okuma! .
***
Bir kitaptır kâinat, her ayette hakikat
‘İlimsiz hayat’ İslam’a kurulan barikat
Gönül gözü, peygamber; nuru arayan nesil
Asrımız, sana muhtaç; seninle ebed kalır
***
Anlat bana ecdadını bir defa olsun
‘Ben kimim’ sorusu hayatınla bir olsun
Unutma, unutulmak ölümden de beter
Ki, seni yaşatacak ‘yüce ülkün’ olsun
***
Yemyeşil tabiat nasıl da kömürleşiyor
Ana rahminde cenin, can bulup ömürleşiyor
Bir vücut veren var, kudret eli şu nizamda;
Bir fidan ki, ilahi filtrede gürleşiyor…
***
“Alnın açık, başın dik olmalı..” bütün ömrün
Hakk’a eğik, halka tevazu içinde görün
Ne makamdır, ne mevki insana değer veren;
Güzel ahlak elbisen olsun, takvayla örtün…
***
Akif’in nazarında öyle bir nesil ki, Asım…
Düşürmeyecek asla kendi kültürüne hasım
Medeniyet irfandır, şol kaynağında marifet
Ahlak ve seciyeye rağbet her yirmi dört Kasım!
***
İlim, Müslüman’ın yitik malı” denildi
Akılsız baş, ‘bedenin hamalı’ denildi
İbret almayana, şu dünya zelil-rüsva
Amelsiz ilim, hiç olmamalı denildi…
***
İlmin hikmet gözesinden ‘çağ...’ oynadı
Çer-çöp haline gelince, ‘bağ...’ oynadı
İlahi.. Her tecellide nur ayetin;
Bir çığ düşünce yerinden ‘dağ’ oynadı