Bedrettin KELEŞTEMUR

Tarih: 17.03.2024 16:57

AKİF VE ÇANAKKALE

Facebook Twitter Linked-in

AKİF VE ÇANAKKALE

Bedrettin KELEŞTİMUR

Çanakkale ile birlikte, Akif hafızalara gelecektir. Alperen ruhunu eserlerinde en etkileyici bir şekilde tasvir eden de, İstiklal Marşı şairimiz, Mehmet Akif Ersoy’dur.

Sadece Türkiye sınırları içerisinde değil, Yerküresinde, ‘doğruluk adına bir abide dik deseler’ hiç ikilemeden Akif’i gösteririm… Öyle ki, “Kalemi ile kelamı birdir…” Akif’in

“Dilinin söylediğini, kalbinin tasdik ettiği, kula asla kulluk etmeyen bir şahsiyet”

Tıpkı Yunus gibi, “Onda bütün eğrilikler yasak” Kültür, Edebiyat ve Sanat Tarihimizde; birçok muhterem şairlerimiz vardır, edibimiz vardır; Tarihle, zamanla örtüşen yönleri vardır! Bu bağlamda, tarihin en şanslı milleti olduğumuzu da söylemek isterim!

İşte, Necip Fazıl Kısakürek, “26 Mayıs’ta, eskilerin deyimiyle gül ayında ”dünyaya gelirler… Vefat,

Hakk’a yürüyüş tarihi, “25 Mayıs” tır… Bu bir tevafuktur…

O bir hürriyet kahramanıdır. O her zaman için İdealinin tutsağıdır… Sadece, Hakk’a gönül vermiştir.

“Büyük Doğu Dergisi, yayın hayatı boyunca, 16 defa kapatılır…”

Üstat ’ın, öyle zaman olur ki, ‘eserleri toplatılır’ basımı yasaklanır. Ama o asla yılmamış, hayatı boyunca da, ‘geri adım atmamıştır!’ sürekli dik durmasını da bilmiştir.

Arif Nihat Asya… Bayrak Şairimiz!

“5 Ocak tarihi…” Bir tılsımdır… Hayatında, manevi bir şifre gibi durur.

Adana’nın, ‘kurtuluş Tarihi’ 5 Ocak tarihidir

Arif Nihat Asya’nın, “Bayrak Şiirini Yazdığı” gün, 5 Ocak’tır!

Bu şiiri, Adana’nın ‘kurtuluş gününde’ okumuşlardır…

Ve güzel yüzlü şairin Hakk’a yürüdüğü gün de, 5 Ocak Tarihidir!

Ve Akif… O yürekli bahadır… Kahraman insan, Aralık ayına vurgundur sanki!

Doğduğu tarih, 20 Aralık 1873… Ölüm tarihi, 27 Aralık 1936… 63 yaşında vefat etmişlerdir!

Hatırlarsınız, 2011 yılını Akif yılı yaptık… Milletçe hatıralarını paylaştık… 

19.ncu Uluslararası Hazar Şiir Akşamları, 22-25 Eylül 2011 tarihleri arasında, “Şiir ve Şehadet” temalı olarak Elâzığ Şehrimizde, Mehmet Akif Ersoy hatırasına çok zengin içerikli bir programla yapılıyordu.

Bizler, hayatımız boyunca da, O güzel insanı kendimize, ‘model almanın’ andını içtik!

Akif, haysiyetli duruşun örnek alınacak şahsiyet kumaşıdır. O iliklerine kadar bu milletin iman ve İslam atlası üzerinde tek söz sahibi olmasının arzusu ile yanmıştır. İslam’a ve onun aziz bildiği değerlere dil uzatılmasına asla müsaade etmezdi. Bu gibi tavırlara, hiç mi hiç müsamahası yoktu. Akif’i, usta kalemlerin tefekkür dünyasında dinlemeliyiz.

Cemil Meriç! Elâzığ Lisesinde Öğretmenlikte yapmıştır. Elâzığ’ın yerel gazetesi, Turan Gazetesinde yazıları yayınlanmıştır. Usta bir kalemdir. Cemil Meriç, Akif’i anlatırken, bir an Çanakkale tabyaları gözümün önüne geldi. Bir milletin akla ve mantığa hapsedemeyeceğiniz kutsal direnişi…

“Emperyalizm hiçbir zaman Akif kadar müthiş bir düşman tanımamıştır. Akif hem bir ülkenin sesidir, hem de bütün bir kıtanın... Bu çığlığa kulaklarımızı ve gönlümüzü açık bulundurmazsak hatalarımızın sonu gelmez.” 18 Mart tarihinin her gelişinde, “Çanakkale’de ki çığlığı duyarsınız!”

Akif’in şahsiyetindeki çizgileri lütfen aklımız alabilirse, sadece okumayalım, onu hayatımızın parçası olarak benimseyelim. Akif’te, söz namustur. Bir defa söz verdimi; kar, tipi, fırtına dinlemez! Çanakkale, bir milletin tarihe verdiği söz değil miydi?

Tarih, hata kabul etmezdi. İnsaf dinlemeyene, merhamet etmeyene; dilenmek haramdır! Boyun eğmek bu millete asla yakışmaz.

Akif, tam ve olgun bir mümin gözü ile hadiselere çıplak ve net görüntü getirebilmiştir. Çanakkale, asırlara ders olacak idrakleri uyanık tutan bir vesikadır. Akif, o vesikayı asrımızın lisanı ile soluklayan mümtaz şahsiyettir. O sebepledir ki, batının dilini Akif’in nazarı ile daha iyi anlıyoruz. Batı, Türk ve İslam Âlemini değişik senaryolarla ürettiği virüslerle sürekli, infial halinde tutmanın yanında psikolojik abluka altına alarak milli ve manevi değerlerini alay konusu yapıyordu. 

Akif, batı dünyasının haçlı yüzüne gerekli şamarın yeri ve zamanında milletçe ortak dilin kullanılarak vurulmasını bir iman gereği olarak görmüştür.

Necmettin Hacıeminoğlu, gönüllerde yaşayan Akif’ için şunları söyler; “Okunmak için değil, anlaşılmak için yazıyordu. Aslında şiir yazmıyordu. Türk aydınına tokat atıyor, sille vuruyordu. Fakat ne kadar acıdır ki, kendisi de gayretlerinin boşuna olduğunun farkındaydı.” Aman Allah’ım! 

Akif, bu hicran içerisinde; “Haykır, kime lakin hani sahipleri yurdun?

Ellerdi yatanlar sağa baktım, sola baktım! Ey koca şark, ey ezeli meskenet, Sen de kalkınmaya bir yol niyet et! Korkuyorum Garb’ın elinden yarın, kalmayacak çekmediğin mel’anet!”

Bu kadar açık sözlü, gerçekçi ve Çanakkale’deki tuzağa sivil hayatta yarın düşmemenin yolunu, yordamını söylüyor; “Sen de, kalkınmaya bir yol niyet et!” Akif’in en büyük iki düşmanı; “Atalet ve Cehalettir!”

Üstat N.F. Kısakürek, “Akif’in harp arabasını iki at çeker; Biri iman ve İslam savaşçısı, öbürü şair... Esas olan birincisi…” Türk’ü Çanakkale’de mücehhez kılan sebep; “Anadolu, köylüsü ile kentlisi ile Çanakkale’dir. Aydını ile Avamı ile öz yurdunu savunmadadır. Bir nesil, kendisini hürriyet için feda etmektedir. Dualar, âminler, yakarışlar ve haykırışlar aynı nağmededir...”

Süleyman Nazif, Akif’in iç dünyasından fışkıran asil düşüncenin mahsulü Asımdan bahseder; “Asım, bir ızdırap içinde kıvrana kıvrana can veren altı yüz senelik bir devrin, Akif’in dehasının yarattığı bir kuğu şarkısıdır...”

Akif için dört şey çamur kadar pisti; “Cimrilik; ikbal şımarıklığı; kibir; birde maddi pislik…” Dikkat ediniz, her birinde asrın rahatsızlığı vardır. Mesele, sızlanma veya yakınma değil; hayatı güzelleştirmek!

Erol Güngör; “Türk milliyetçileri bir yandan kendi kültür ve medeniyetlerinin şuuruna daha çok vardıkça, bir yandan İslam dünyasının meselelerini geniş çapta kavradıkça Akif’e kendi aralarında daha büyük bir yer vereceklerdir.” 

Akif, bir görev adamıdır. Onun iltifat ettiği ilkeler vardır. Hayatının hiçbir noktasında sunilik yoktur. Onun ortak bir dili/ veya milletiyle hemhal olan, bütünleşen özlemleri vardır. 

Mehmet Kaplan Hoca; “Asım, Akif’in özlediği insan tipidir. Fikret’in Haluk’u, Fikret’in ideal insan tipi; Kızılelma’daki Ay hanım Ziya Gökalp’ın özlediği hanım tipi… Akif, geleceği düşünür. Yeni bir nesil yetiştirmek lazımdır. Asım’ a bu kurtuluşu temin edecek neslin sembolü olarak bakar. Fiziki ve fikri yapısıyla Asım, ‘marifet ve fazilet’ le donatılmış olarak Türkiye’nin geleceğini kurtaracaktır.”

Akif’te, bir milletin var olma kavgası vardır. Çanakkale, o kavganın mahşer yeridir! Bütün ‘şer ittifakların sökülüp atıldığı…’ manevi tahkimat alanıdır. Akif, bütün ruhuyla sadece o güne değil; geleceğe yönelik sözleri kristal haline getirebilmiştir. Velhasıl Akif’in şahsında, bu milletin hafızasını daha rahat okumaya başladım. Hele Çanakkale destanı… Ve ebediyete kadar yaşayacak olan İstiklal Marşımız!

Akif’te, bu millet kıyama kalkmıştır.. Kıyamete kadar, bedbahtlığı kendi nefsinden söküp atmıştır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —