Bedrettin KELEŞTEMUR

Tarih: 30.01.2026 19:23

ÂDEM KÂİNATIN SOY AĞACI

Facebook Twitter Linked-in

ÂDEM KÂİNATIN SOY AĞACI

Bedrettin KELEŞTİMUR

Günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar

Her biri koynunda, zamanı saklar

Zamanla, su gibi meçhule akan yolcu,

İnsafı, merhameti, ideali saklar

İdeal, nur yüzlü hamiyetli bir gizem

O gizem, nizamı içinde saklar...

Âdem, kâinatın soy ağacı...

Kâh kemâl vakti, kâh zevâl vakti...

Her vakit, al rengini içinde saklar

Ulu dağlar, sükûtun çağlayanı,

Nehir gözesini içinde saklar...

Bulutlar, rüzgârlara en yakın dost;

Her serinlik, nemi içinde saklar

Sabır sonu selâmet, her derde âlamet...

 

DÜNYANIN BOYASI

Kâh güneşli, kâh bulutlu sabaha

Uyanır kâh sevince, kâh tasaya

Bulutlar akın eder, garip yurda

Bir içli kervan, garipler kervanı

Kâh gece, kâh gündüz döner devranı

Dünyanın boyası şiire akar

 

EDEP YAHU

(Akrostiş Şiir)

Edep, insanın haddini bilmesi

Dil ile sabır, sükûta ermesi

Erdemli duruşla kendini bilmesi

Pervane misali dönersen aşkla

Yer ehlini de huzurla bulması

Âlâ-i illiyin mertebesine

Hak diyerek doğru yolu bulması

Ufuk, kâmil insan, yaratılış gayesi

 

ESKİ DÜNYA

Eski dünya, çocukluğum, gençliğim,

Doğanın ahenginde, ritminde yürür

Zevkinde, estetiğinde dinçliğim

Gönle düşen resminde sevda yürür

Eski dünya daha samimi, sade;

Asude bir bahar misali yürür

Gözlerde, dost bakışlarda derinlik,

Engin ufuklara serinlik yürür

Yeni Dünya, ezberlerini bozdu

Zamana, ihtiyar sükûtum yürür

 

KENDİNİ NE SANIR

Her sabah bir kirli oyuna uyanır

Fitne mikrobunu, taşıyan gafil

Nimete isyankâr, bölücü sefil

Her türlü melanetle kendini ne sanır

 

YİRMİ DÖRT OCAK...

Yirmi dört Ocak, iki bin yirmi tarihi

Elâzığ'ın depremle sarsıldığı gün...

Şehrin, depremle acı imtihanı!

Akşam karanlığının çöktüğü zaman...

Kıyametin koptuğu andı sanki

Koca bir şehir dışarıda...

Mahşeri kalabalık karanlığa yürüyor!

Bir fırtına... Yüreklere inen korku,

Sağanak halinde artçılarla yağıyor!

Acıların en çetin günlerinde,

Soluk soluğa merhamet dilenir!

Kalabalık içinde, ‘ürperten yalnızlık

Korku, hudut tanımaz, dağlar aşmış!

Yerküre silkelenerek yükünü atmış...

Yirmi dört Ocak, gözyaşı mevsimi!

 

ELİNİ KIRACAKSIN

Sana uzanan şer elini kıracaksın

Haçlı kafaları, bozuk akort gibidir

Âlem-i İslâm, koca bir gülistan gibi

Bir saf, yürek kıyamda duracaksın

 

MAZLUMUN GÖZYAŞI

Mazlumun, gözyaşının yanındayım

Hak yolunun bükülmez kınındayım

Her zaman iyilerin zannındayım

Hürriyettir bize en güzel seda

 

FİTNEYLE GELEN BELÂ

Aldatan dünyada bir sinsi oyun

Nefis çarkı döndükçe, kurşun döker

Mazlumun üstüne kurulan toyun

Fitneyle gelen belâ, nefret döker

 

İHANETE, LANET

"Lanet"i, içinde taşır ihanet

"İnat" safrasını atmaz kâinat

Şu âlemi merhamet çimlendirsin

İkilik belâsına duyulmaz minnet

 

ELİNDEN ÖPÜLESİ...

Elinden öpülesi, samimiyet!

Sende mi, yoksa gurbette kaldın?

Hasretim dudaklardan dökülen bir söze;

“Size mezara kadar güveniyorum!”

Bir insan, önce doğru, dürüst olmalı!

Güzel ahlak, ‘erdemli insana boya...’

Boyası, ‘alın terinde toprak kokar’

Nazar değmesin diye, ‘kurşun döker’

Ağızdan çıkan bir söz, ‘dokuz boğum...’ 

Kalmaz sinelerde tek bir düğüm!

Çözülür, buz tutan yüreklerde;

“Söz gümüşse, sükût altın...”

Sükûtun vakarlı nazarlarında!

“Edep yahu!” deriz, haddi aşana...

Nefis duvarından taşan söze...

BİR ELİN NESİ...

"Bir elin nesi, iki elin sesi var"

Rahmete doğru akan bir ırmak ol!

Vahdetin, huzur veren neşesi var

Şükrünü eda eden sedası ol

Her insanın ülküsü, hevesi var

Gayretinle, emeğin nefesi ol

 

ÂLEME

Kini, nefreti, öfkeyi yen de gel

Sevgiyi harman edelim âleme

Gönül iklimini bürüyen de gel

Şefkati sancak edelim âleme

Barışla, sulhla yol yürüyen de gel

İhsanı, nispet edelim âleme

 

KONUKEVİ’NDE...

Konukevi'nde, bir bardak çay, kahve...

Dünyalara değer dostlarla sohbet...

Erdemli insan olmak ne âlâ şey

Gönülden gönüle muhabbet konur

Dostların selâmı bizlere onur...

Sevgi, şefkat dolu gözler aşina

 

BEYZA’NIN DOĞUM GÜNÜNE

Beyza, kar beyazı kadar yürekli...

Yüreğinde ışıl ışıl bir âlem!

O âlemde, nice ufuklar saklı

Kader kalemi nakış gibi işler

Yirmi yedi Ocak, dostlar bir arada;

Gönül alkışlarıyla, yakarışta,

"İyi ki doğdun BEYZA" diyeceğiz

 

DÜŞLERİM YORGUN DÜŞER

Ayrılığa düşlerim yorgun düşer

Kar taneler yüreğim dargın düşer

Kızıl bir alevdir kaynar içimde

Gözyaşlarım gurbette sürgün düşer

Dağlar ardı seferler düzenlerim

Gönül ezgi mısralar, dizelerim

Uzanır ses ırmağı gizemlerim

Yüreğimden toprağa sürgün düşer

 

DOMANİÇ YAYLASINDAN…

(Elazığ- Mamuşa (Kosova) Kardeş Şehirler Anısına)

Eski dünya, huzuru çimlendirmekte

Yenidünya, mazlumu çiğnettirmekte

Edirne’den Üsküp’e, Kosova’dan Varna’ya

Türk’ün yüceliğini sorun uçan turnaya

Bir asma dalındaki akçeyle bakın Bosna’ya

Yaraya merhem adlin gür sesinde duyulur


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —