EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE NEBEVÎ METOTLAR (2)
Allah Resulü (sav) kendini görevine adamıştı. Bir eğitimcide bulunması gereken nitelikler O'nda fazlasıyla vardı. O, anlatacaklarını zamana yaydı, tedrîcilik kanununa riayet etti. Zira kâinatta tedricîlik kuralı vardır. Her şey zaman içinde olgunlaşır. Bir fidan zaman içinde büyür, ağaç olur, meyve verir. Dış dünyadaki bu gelişmeler, insanın iç dünyası ve karakter oluşumu için de geçerlidir. Zihin ve ruh eğitiminde de zamana ihtiyacımız vardır. Mesela, İslam'ın ilk yıllarında namaz, sabah ve akşam olmak üzere iki vakit olarak emredildi. Cenab-ı Hak, Müslümanları buna alıştırdıktan ve ruhen onları hazırladıktan sonra beş vakit namaz farz kılınmıştır. İçki yasaklanırken de zamana yayma metodu kullanılmıştır. Önce içkinin zararının faydasından çok olduğu anlatılmış, sarhoşken namaz kılınmaması istenmiştir. Böylece namaz vakitlerinde içki içilmemesi emredilmiş, daha sonra da içki bütünüyle yasaklanmıştır.
En sevilen öğretmen (sav), dersini örnekler vererek anlattı. Zira örnekleme, en iyi eğitim metotlarından biridir. Örnekler, çocukların aklında daha iyi kalır. Kutlu Nebi (sav), namazın önemini güzel bir örnekle şöyle anlatmıştır: "Ne dersiniz, birinizin kapısı önünde bir akarsu olsa sahibi orada günde beş defa yıkansa üzerinde kir namına bir şey kalır mı?" Orada bulunanlar: “Hayır, kalmaz.” dediler. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz (sav): "Beş vakit namaz da işte böyledir. Allah Teâlâ, beş vakit namaz sebebiyle günahları siler. " buyurdu. (Buhârî, Mevâkît, 6; Müslim, Mesâcid, 283. Tirmizî, Emsâl, 5; Nesâî, Salât, 7; İbni Mâce, İkâmet, 193.)
En sevilen öğretmen (sav), öğretmek için hikâyelerden faydalandı. Sevgili Peygamberimiz (sav), geçmiş dönemlerde yaşanan hadiseleri hikâye etmiş ve bu suretle sahabe-i kirama daha etkili bir surette ders vermiştir. Hikâye ederek anlatılan bilgi, akılda daha kolay kalır ve geç unutulur. Bu sebeple çocuklarımıza dinî hikâyeleri okumalı, tarihî olayları anlatmalı ve anlatmak istediğimiz birçok konuyu hikaye yoluyla vermeyi tercih etmeliyiz. Peygamber Efendimiz bir gün ashabına şöyle buyurdu: “Bir köpek, susuzluktan neredeyse ölecek durumda, bir kuyunun etrafında dolaşıp duruyormuş. İsrailoğullarından bir kadın onu görünce hemen ayakkabısını çıkarıp başörtüsüne bağlamış ve bununla su çekip hayvanı sulamış. Bu sebeple günahları affedilmiştir.” (Müslim, Tevbe 155/2245) “Bir kadın da bağlayarak ölüme terk ettiği bir hayvan sebebiyle cehenneme girmiştir. Onu hapsettiğinde ne bir şey yedirmiş, ne su vermiş, ne de yerlerdeki haşerelerden yemesine izin vermiş.” (Müslim, Birr, 151/2242.)
En sevilen öğretmen (sav), inandırdı, ümit ve müjde verdi. İnsan, yapmayı düşündüğü şeyin iyi, güzel, doğru ve yapılabilir olduğuna inanmazsa teşebbüse geçemez. İnsanı harekete geçiren en önemli güç, inançtır. Ümit ve müjde ise, hareketin devamını sağlar. Sevgili Peygamberimiz (sav), insanlara devamlı ümit ve müjde vermiştir. İslam'ın müminlere Cennet’i kazandıracağını, onları Cehennem’den kurtaracağını ve daha önemlisi Allah'ın rahmetine kavuşturacağını anlatmıştır. En çetin dönemlerde müminlere ümit ve müjde vermiştir. Hendek Savaşı sırasında, şehir on bin düşman askeri tarafından kuşatılmıştı, müminler az idiler ve varlık yokluk mücadelesi veriyorlardı. Sahabeler hendek kazarken kırılması zor bir kaya ile karşılaştılar ve Peygamberimiz (sav)'den yardım istediler. Allah Resulü (sav), elindeki balyozu kayaya vurdu, bir parçasını kırdı ve şu müjdeyi verdi: “Bana Şam'ın anahtarları verildi!” Bir daha vurdu ve bir parça daha kopardı, şöyle bir müjde verdi: “Bana İran'ın anahtarları verildi!” Tekrar vurdu ve büyük bir parça daha kopardı ve şöyle müjdeledi: “Bana Yemen'in anahtarları verildi!”
En sevilen öğretmen (sav), insanı değil, davranışı eleştirdi. Allah Resulü, güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmişti; hep güzel sözler söyler, güzel işler yapardı. Çirkin ve kötü kelimelerin gönülleri çirkinleştirdiğini, bulandırdığını bilirdi. Bu sebeple ömrü boyunca -dost veya düşman- kimseye çirkin bir söz söylememiştir. Allah Resulü (sav) kırıcı konuşmazdı. Biri bir kötülük yaptığında, bunu kişiselleştirmez, genelleme yapar ve düzeltirdi. Kendisine bir şikâyet ulaşsa veya hatalı bir davranış görse yapanın yüzüne vurmazdı. “İnsanlara ne oluyor, niçin şöyle söylerler veya böyle yaparlar!” diye genel konuşur, davranışın kötü olduğunu hissettirir, insanı kötülemez ve insana ağır gelecek söz söylemezdi.
En sevilen öğretmen (sav), yaşatarak öğretirdi. Yaparak ve yaşayarak öğrenme, en etkili öğrenme biçimidir. İnsan duyduğunu unutur, gördüğünü hatırlar, ama yaptığını öğrenir. Bir gün Sevgili Peygamberimiz (sav), koyun yüzen bir delikanlıya rastladı. Ona:
- Bak, sana öğreteyim, dedi. Elini deri ile et arasına sokup koltuk altına kadar vardırdı. Sonra da şöyle dedi:
- Delikanlı, işte böyle yüz!
Allah Resûlü (sav), abdestin nasıl alınacağını soran bir kimseye, bizzat abdest alarak gösterdi. Hatta bazı rivayetler, bunu üç defa yaptığını nakleder. Yaparak öğretme, hem göze, hem de kulağa hitap eder. Bu sebeple öğretilenin akılda kalıcı olmasını sağlar. Hz. Peygamber (sav) de bu metodu sıkça kullanmıştır. (Devam Edecek)
Abdulhak AKPOLAT
İl Başvaizi