EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE NEBEVÎ METOTLAR (6)
Kur’ân-ı Kerim, insanı, bütün komutları sorgulamaksızın yerine getiren bir robot hâlinde görmemiştir. Onun “neden” ve “nasıl” gibi sorularına cevap vermiş, iman esaslarını onun idrâkine indirmiş; helâl ve haramların hikmetlerini belirtmiştir. Onu, kendi varlığı, kâinât ve bu kâinâtın sahibi hakkında tefekküre sevk etmiştir. Böylece onun aklına, duygularına, bütün benliğine hitap ederek onu “akıl, mantık, irade sahibi” şerefli bir varlık olarak görmüştür.
Kur’ân-ı Kerim’in bu üslubu, aynısıyla Peygamber Efendimiz tarafından da tatbik edilmiştir. O, ashâbını gerek bir şeye teşvik ederken de, onları bir şeyden vazgeçirmeye çalışırken de onların akıllarına, bilgi ve tecrübelerine, düşünce ve duygularına hitap etmiş; davasını isbat ederken aklî ve mantıkî deliller kullanmıştır. Ebu Rezin el-Ukaylî (ra) anlatıyor: Bir gün:
- Ey Allâh’ın Resûlü! Allah, mahlûkatı yeniden nasıl diriltir? Bunun dünyadaki misali nedir? Diye sordum. Efendimiz (sav):
- Sen, hiç kavminin yaşadığı vâdiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil olduğu bahar mevsiminde oraya uğramadın mı? Buyurdu. Ben:
- Elbette, deyince, Resûlullah (sav):
- İşte bu, Allâh’ın yeniden yaratmasına delildir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir, buyurdular. (Ahmed bin Hanbel, IV, 11)
Peygamber Efendimiz, ashâbın her birini, âdeta avcundaki tesbih taneleri kadar iyi tanıyor; kabiliyet, merak, bilgi, zekâ ve anlayış seviyelerini çok iyi tesbit ediyordu. Yetiştirdiği ashâbını, muallim, komutan, vâli, hâkim vb. gibi çeşitli vazifelerle görevlendirmiş ve her biri, vazifelerini hakkıyla yerine getirmiştir.
Onların yetişmeleri, yeni emir ve yasakları iyice öğrenmeleri için birebir eğitime önem vermiş, bazen birisine başını nasıl örteceğini, diğerine gözlerini haramdan nasıl koruyacağını bizzat göstermiştir. Onların ihtiyaçlarına ve kabiliyetlerine göre sordukları sorulara çeşitli şekillerde cevap vermiştir. Meselâ:
“Amellerin en fazîletlisi hangisidir?” sorusuna, muhâtaba, zamana ve mekâna göre: “Allâh’a îmân, Allâh yolunda cihâd ve hacc-ı mebrûr (makbul olan hac)” (Buhârî, Hacc, 4) “Zikrullâh” (Muvatta, Kur’ân, 24) “Allâh için sevmek” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 2) “Namaz” (İbn-i Mâce, Tahâret, 4) “Anne ve babaya hizmet” (İbn-i Esîr, Üsüdü’l-gâbe, IV, 330) “Hicret” (Nesâî, Bey’at, 14) şeklinde farklı cevaplar vererek her birine, kendisi için en münâsip olan ameli tavsiye etmiştir.
Allah Resûlü (sav), ashâbının her biri ile ayrı ayrı bir bağ tesis etmiş, onları bazen teşvik ve takdir etmiş, bazen cesaretlendirmiş, bazen ürkütmüş ve netice itibariyle her birinin gönlüne ulaşacak bir yol bulmuştur.
Peygamberimiz, ashâbından çeşitli ilimlere istidadı olanları, kendi sahası üzerinde uzmanlaşmaya teşvik etmiştir. Kimini tefsir ve Kur’ân-ı Kerim ilminde, kimini hadislerin yazılması ve ezberlenmesi, kimini fıkıh ilminin derinliklerine inmesinde, kimisini yabancı dilleri öğrenmekte, kimini de dil ve edebiyat sahalarında… Böylece İslâm toplumu, her çeşit ilimle meşgul olan insanlarla renklenmiş, zenginleşmiş ve kendi ayakları üzerinde duran bir yapıya kavuşmuştur.
Peygamber Efendimiz’in en çok ehemmiyet verdiği hususlardan birisi de insanları bıktırmaması, onların itidal üzere dini yaşamalarına yardımcı olmasıdır. O: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!” (Buhari, İlim, 11) buyurarak eğitimcilerin hangi üslup içinde muhataplarına davranacağına işaret etmiştir.
İslâm, kolaylık dinidir. İnsanı, onun gücünü aşacak hususlara zorlamaz. İbadetlerde de az da olsa devamlı olması esası getirilmiştir. Peygamber Efendimiz, bu prensibe uymayan ashabını da ikaz etmiştir. Bir adam, Resulullah (sav)’e gelerek: “Filanca bize namaz kıldırırken o kadar uzatıyor ki, bu yüzden bazen sabah namazına gelemiyorum”, demişti. Bunun üzerine ashâbını toplayan Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “İnsanlar! İçinizde nefret ettiren kimseler var! Kim imamlık yaparsa, namazı kısa kıldırsın; zira arkasındaki cemaatin içinde yaşlısı var, çocuğu var, iş-güç sahibi olanı var.” (Buhari, İlim, 28, Ezan 61-63, Edeb 75, Ahkâm 13) (Devam Edecek)