Abdulhak Akpolat

Tarih: 15.12.2022 18:22

EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE NEBEVÎ METOTLAR (7)

Facebook Twitter Linked-in

EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE NEBEVÎ METOTLAR (7)

            En çok sevilen öğretmen (sav), vermek istediği mesajları, şaka, latife ve espriler yoluyla vermiştir. Her bir latifesi, başlı başına doğru ve gerçeğe uygun olan Allah Resûlü (sav), gerektiğinde bu vasıtayı da kullanarak ashabının değişik mizaçlarına uygun eğitim-öğretimini renklendirmiştir. Hoş latifeler insanı rahatlatarak, yoğunluğun verdiği ağırlıktan uzaklaştırır. Ayrıca insan, güler yüzlü ve mütebessim olduğu zamanlarda asık suratlı olduğu zamanlardakinden daha çok ve kolay öğrenir. Sürekli ciddi durmak zihni yorar, fikri durgunlaştırır. Zaman zaman yapılan hoş ve faydalı mizah, insanı tazeler ve dikkatin teksif edilmesini sağlar.

            Allah Resulü (sav), bazen meseleleri, maddeler hâlinde veya sıralayarak sayması da öğrettiği esasların akılda kalmasını kolaylaştırmıştır. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) bir kişiye öğüt verirken ona şöyle buyurmuştur: “Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganimet bil! İhtiyarlığından evvel gençliğin; hastalığından evvel sıhhatin; fakirliğinden evvel zenginliğin; meşguliyetinden evvel boş vaktin ve vefâtından evvel hayatın.” (Hakim, IV, 341/7846)

            Eğitim ve öğretimde başarı elde etmek için; bunun belli bir disiplin ve planlama içerisinde yapılması önemlidir. Sistemli ve disiplinli bir şekilde yaklaşmak, konuya verilen önemi de gösterir. Peygamberimiz, gerek Mekke döneminde Erkam’ın evinde, gerekse Medine’de mescide bitişik odacıklarda insan yetiştirmeye ayrı bir önem vermiştir. Buralarda hem tâlim-terbiyeye ehemmiyet vermiş, hem de ibâdetlerin cemaat hâlinde kılınması temin edilmiştir. Allah Resûlü, cemaatle kılınan namazlarda, basit gibi görünen safların düzenine bile önem vermiş ve âdeta her namazda bunu sıkı sıkı tembihlemiştir. Çünkü başıbozuk, düzensiz bir eğitim, neticeye de yansır. Mü’minler, her işlerinde en güzel ve en mükemmel olanı araştırmalı ve bu ölçü ile hareket etmelidir.

            Eğitimde sistemliliğin bir şartı da, eğitim faaliyetlerinin, neticesini takip etmeye itina göstermektir. Öğrenciye tesir edilebiliyor mu? Öğrencinin kalbine hitap edilebiliyor mu? Evlâdımız namaz alışkanlığı kazandı mı? Tek başına iken de kılıyor mu? Peygamber Efendimiz, ehl-i beytine ibâdeti öğretmekle kalmamış, onları gece ibâdetine varıncaya kadar teşvik ve hatta kontrol altında tutmuştur.

            Resûlullah (sav), her vesile ile ashâbına ufuk vermeye çalışmıştır. Onları, dünyada iken cennetle müjdelemiş, Ellâh’ın rızâsını kazanmak için idealler peşinde koşmayı öğretmiştir. En sıkıntılı dönemlerde, ileride kendilerini bekleyen güzel günlerin vaadini vermiş, onların sabır ve metanet duygularını destekleyerek ümitlerini canlı tutmuştur. Bunlar, kuru, içi boş vaadler değildir. Gerçekten her biri, vakti gelince tahakkuk etmiş ve ashâb-ı kiramın hepsi bunların canlı şâhidi olmuştur.

En sevilen öğretmen (sav), yumuşak ve hoşgörülü davrandı. O, yanlış yapanlara karşı sabırlı ve hoşgörülü idi. Son derece yumuşak ve güzel bir üslûpla onlara işin doğrusunu öğretiyordu. Bedevînin biri, Peygamberimiz (asv)'in mescidinin içinde küçük abdestini bozdu. Mescitte bulunanlar kızdılar, bağrıştılar, yerlerinden kalkıp adamın üzerine yürümeye başladılar. Nerdeyse adamı döveceklerdi... Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) onlara şu emri verdi: "Onu bırakın. İdrarını yaptığı yere bir kova su dökün ve temizleyin. Sizler kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil…"

Sonuç olarak deriz ki: Her konuda olduğu gibi eğitim ve öğretim konusunda da en güzel örnek, Peygamber Efendimiz’dir. Müslümanların o mükemmel örneği yeniden keşfetmeye, O’nun eğitim ve öğretim metotlarını yeniden kullanmaya ihtiyacı var. Rahmet Peygamberi, insanlara dünya ve ahiret saadetini kazandıran sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet, adalet, sabır, iyilik, fedakârlık gibi değerleri öğretti. Bu temel değerlerle gönlünü ve zihnini besleyen sahabeler, o devri, saadet çağına çevirdi. Aynı temel değerleri, nebevi öğretilerle bizler de yaşar ve yaşatırsak, yaşadığımız çağ da “saadet çağı” olacaktır. İnşaallah.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —