MUŞ UZUN ÇARŞI
Elâzığ’ın güzel ve de sevilen bir şarkısı vardır.
“Elâzığ uzun çarşı
Dükkânlar karşı karşı…”
Elâzığ Musiki Konservatuvarı Derneğinde bu şarkı sıklıkla, büyük bir coşkuyla söylenir.
Yılların usta gazetecisi Yavuz Donat bizleri telefonla aradığında söze bu iki mısra ile girer.
Sonrasında, hal-hatır sorar… Şehrin ahvalini paylaşırız.
Türkiye’nin 3.cü büyük ovasına sahip Muş İlimizin de mutlaka gezilip görülmesini arzu ederim.
Muş İlimizin, Muş Belediye Binasından Muş Tren Garına kadar uzanan İstasyon Caddesi…
Takriben 4 km uzunluğunda!
Caddenin her iki yakasında, “Muş Lalesini sembolize eden ışıklandırma…”
Bir farklı efsunkâr hava katıyor.
Muş İlimiz için kaleme aldığımız, “AKŞAM” şiirimizde şöyle deriz;
“Akşam karalığın üzerinde sis
Sessiz, sakin, sükûtun çöktüğü an!
Işıklar ovada billurdan damla
Lale kokar toprağa düştüğü an!”
Bu milletin içli romanı olarak da bilinen, “Yemen Türküsünün ilk mısraı…”
“Havada bulut yok bu ne dumandır!” sözlerini yaşarsınız.
Bu yazıyı kaleme aldığım saatler (12.40)’da; meteorolojide hava tamamen açık, güneşi görülüyor.
Aynı saatlerde, dağlardan ovaya uzanan bir sis tabakası güneşin üzerini örtüyor.
Muş İlimizin Güney ve Kuzeyini kuşatan dağlar hiç mi hiç görülmüyor.
Muş Şehrimizde, İstasyon Caddesinde ağır adımlarla yürüyorsunuz…
Şehrin hemen Güney Batısında, Hacreş (Karaçavuş, Çavuş) Dağları…
Şehrin hemen Güney Doğusunda Yakup ağa Dağları… Sizlere merhaba diyecektir.
İşte, Muş Şehrimiz bu dağların önemli zirveleri arasında yer alan, “Kurtik Dağı (2645 m) kuzeye bakan yamaçlarında kurulmuştur.
Muş Valisi, kış turizminin geliştirilmesi yolunda en büyük çabalarının/ veya hizmetlerinin “Kurtik Dağı üzerinde kayak merkezinin kurulması cihetinde olacağını…” ifade etmişlerdi.
Muş İlimizin yüksek dağlarla çevrili dört bir yanı bizlere, “Dersim Dört Dağ İçinde” türküsünü hafızalarımıza taşıdı…
“Dersim dört dağ içinde
Gülü var bağ içinde
Dersimi hak saklasın
Bir gülüm var içinde!”
Vatan Coğrafyamı en iyi anlatan şüphesiz türkülerimiz, şarkılarımız…
Sadık K. Tural Hoca, “Şiir olmasa dünya çöl olurdu!” diyorlar.
Muş İlimizi, onun güzelliklerini en iyi şekilde tasvir eden/ anlatan/ mana zenginliği kazandıran şairlerimizdir. O eserleri seslendiren bestekârlarımız…
Muş İlimizin Kuzeyinde 30 km uzunluğunda “Akdoğan (Hamurpet) Dağları…” yer alır. Bu dağların 2879 m zirvesinde engin bir sükûtun erdemli masmavi gök boyasıyla, “Akdoğan Gölü…” dağcılarımıza buyur eder. Derin vadileri aşarak Muş İline, Muş İlinin 1650 km’yi bulan o güzelim ovasına ulaşıyorsunuz. Muş Ovasını, “suyla gelen kültürü…” ihya eder.
Fırat Nehrinin en büyük kolu olan Murat Nehri, derin vadilerden süzülerek Muş Ovasına bereket katar.
Su bizim kültürümüzdür, ecdat suyollarını takip ederek Anadolu’nun içlerine at sürmüşler.
Muş tarihinin gizemi içerisinde, “Muş Kalesini, Ulu Camii (fetih camii) ve Horasan Erenlerinin kıyılarında at sürdüğü…” fethin bütün alametlerini üzerinde taşıyan vatan coğrafyamın bu kutsi köşesini tefekkür ederim. Bu şehir, ‘fetih muştuları kadar derin acıları da yaşamış’ O acılar yine türkülerle dile gelmiş…
Rus İşgalinin acılarını dile getiren bir türkümüz var; “Muş’un etrafında atlı gezerim!”
O türkünün sözleriyle bizlerde hüzünlendik, kederlendik. Akif’in dediği gibi, tarih bir daha bu millete acıları yaşatmasın. Günümüz, günlerimiz hep aydınlık, ışıkla dolsun.
O türkünün birkaç mısrasını sizlerle paylaşmak istiyorum;
“Muş’un arkasında atlı gezerem
Elbisem kirlenmiş paslı gezerem
Vatan elden gitmiş yaslı gezerem
Ağla gözüm ağla hicran yaraşır
Düşman geldi Muş’uma dayandı
Muş’un taşlan anam kâne boyandı”