NESRİN BİTTİĞİ YERDE
Nesrin bittiği yerde şiir başlar
Özüm hak der; hak yolunda dizeler
İlham nehrinin yunduğu taşlar!
Ah, bağrıma taş bastığım gözeler
İçimde fırtına, gözümde yaşlar
Sükûtla kabından taşar sızılar
AZERBAYCAN’A
Aynı keder, sevinci paylaşırız
Zor günlerde birlikte eyleşiriz
Ezelden ebede emelimiz bir
Rüzgârla dalgalar, ay-yıldızım bir
Bedri, köklü ağacın iki dalı;
Azerbaycan can, Türkiye’m can suyun!
Yeryüzünde ne güzel yer beğenmiş
Can siparane birbirine kalkan
Aynı ülküye; Turan Yoluna hey!
Ne de güzel yakışmış birbirine
BÜYÜK SEVDA
Resulzâde toprağı Ankara’da;
“Yükselen bir bayrak yere inmez “
Harput’tan Bakü’ye gönül selâmı
Kâh gurbet, kâh sıla; sevdamız sönmez
“Çırpınır Karadeniz” öfkesi dinmez
Hazar’da Kurultay, Türkmen selâmı
Bu yürek, bu ulu sevdadan dönmez!
ELÂZIĞ ŞEHRİNE
Derler, “Elâzığ bir çanak içinde”
Sevdası, Uluğ Türkistan içinde
Çanak tutar eller gülzar içinde
Türküler, gönlümü verdiğim şehir
Güzel Türkçe’m bayrak yaptığım şehir
İmdi, özünde buluştuğum şehir
ELMAS YILDIRIM’A
Gala’dan Gala’ya köprü kurmuşum
Her iki Gala, yüreğim, can evim
Vatan sevgisi, imanım demişim;
Tutuşturur tüm cihanı alevim!
ANADOLU
Harput Kalesi’nde, kartal bakışlar
Murat Ovasında, uhrevi nakışlar
Diyarbakır’da, sahabe duruşlu vakar
Amasya’da, yeşil duvaklar
Söğüt’te bir tatlı rüyadır
Bursa, nakış nakış tarihe örgü
Ulubat’ta, kuş seline salınır hülyam
Her koy ’unda, Çaka Bey’dir, Eğem!
AŞKSIZ DÜNYA HARAP
Toprak gibi gönüllerde çölleşir
Aşksız dünya harap, gönüller harap
Toprak rahmet bekler, bereket için
Gönülsüz gözlere düşermiş serap
Düşlerim, dağlar ötesi düşlerim
Düşerse yerlere yanar ağlarım!
BİRAZ ŞEFKAT
Biraz muhabbet dili, biraz şefkat!
İmanım hey! Sevgiye boyanalım
Sevgiyle dokun ağaca, çiçeğe
Birbirimizi selâmla analım
ANNE…
Gül kokulu, sevgi dolu yüreğin
Yüreğinde ısınmaya geldim anne!
Gözlerinden damla damla nur akar;
Akışında, arınmaya geldim anne!
Ta uzaklarda, garip bir yolcu
Vefasız dünyalar mı bize kolcu!
Gelsin yalan umutlarıma falcı,
Yollar aşıp barınmaya geldim anne!
CANLAR HAH!
Anne-baba, kardeşler; canlar hey!
Sofra etrafında halka olurduk
Gönle açılan sohbetler; canlar hey!
Şükür halkasında, kanat bulurduk!
GÖÇ ETMİŞ
Göç etmiş, şehrimin rengi, boyası
Tutmaz oldu artık eski mayası!
Dost yüzler ararım; sevgi, aşk dolu
Çekerim, içime gelmez havası
Sanki kalmamış şehrin davası!
Çekilmez çilesi, dört yanı zehir dolu())
DAĞ OYNADI
İlmin hikmet gözesinden, ‘çağ oynadı’
‘Çer-çöp haline gelinde bağ oynadı’
İlahi, her tecellide nur ayetin;
Bir çığ düşünce yerinden, ‘dağ oynadı’
SEVGİYE
Bıçağa, ‘ah’ım olarak bakarım
Kaleme, ‘şah’ım olarak bakarım
Bedri, gönülsüz hayata yanarım
Sevgiye, ‘varım’ olarak bakarım
YAR ÜSTÜNE
Gönüller çiçek açsın, yâr üstüne
Sütten, baldan ırmaklar, nar üstüne
Sevgi, sözü damıtsın; ar üstüne!
Hasretten yüreğe muhabbet konsun
İsterim güller açsın, gün üstüne
Ilık rüzgârlar essin, güz üstüne
Bedri, selâm versin göz üstüne
Gönülden gönle muhabbet konsun
BIRAKIN İHANETİ!
Bırakın, bu ülkeye ihaneti
Alınız sadıkane emaneti
Birlikte bir akıl, yürek olalım!
Atalım üstümüzden ataleti
Ülkeyle bir tutalım ibadeti!
ELÂZIĞ ŞEHRİNE
Elâzığ ziyalı, ışık yüklü şehir
Işığı Fırat’tandır; “su kadar aziz”
İlim, hikmet ona ne güzel mehir
Aşı nimet, yüreği kadar aziz!
HANGİ NİYET
Dünyaya hangi niyetle bakarsın
Hangi niyetle savrulur akarsın
Kimi çöl, kimi çölü gülzar eder
Kimi gözü yaşlı, kinle yıkarsın!