Bedrettin KELEŞTEMUR

Tarih: 30.07.2023 18:35

OKU DER

Facebook Twitter Linked-in

OKU DER

 

Yüce Mevla’m, “Oku” der, kati emir

İç ve dış dünyamı ihlasla tamir

Cehalet, Âdem’e en büyük bir ceza

Niza, dünyayı zindan eder, keza

İnsan, karanlığı yıkmakla memur

İnsan, aydınlığa çıkmakla memur

SİL KALBİNDEN

Gözü kör, kulağı sağır olanı

Bedeni kendine ağır olanı

Nefretle, âleme hırs bileyeni

Benlik hevesinde yol dileyeni

Sil kalbinden, zulme nefes olanı!

Ha kimdir,

Kapın çalan kimdir?

Er kişi kendi nefsine hâkimdir

BİR MASAL ANLAT

Bir masal anlat, “bir varmış, bir yokmuş”

Sözün burası, ‘bağrıma bir okmuş’

Ok yarası, gözyaşına yol olmuş!

Bugün, yarını; değişmez dün yası

Çığlık çığlığa, feryadı; davası;

Bir defa yol olmuş dünya hevesi!

İNSAN

İnsan, et ile tırnaktan yaratılmış!

Toprağa hayat tohumu atılmış

Canlar için, ‘emanet yurdu’ dünya

Hasretle, ‘karar yurdu’ aratılmış

Göç, yaman göç; bu dünyadan ayrılık

İlla ki kalmaz arada gayrılık!

Bu dünyada, donatılmış ne varsa

Takvayla varsa, sana kalır ancak!

VATANIN BAĞRINDA

Gafil ne bilir, nur-u şahadeti?

Yemeden, içmeden gayri yok adedi

Aşk ile sev vatanı, hürriyeti

Vatanın bağrında ara saadeti

DUR HELE

Dur hele dili, burnu uzayanlar!

Dünyanın kaç bucak olduğunu anlar

Bayrak kan kırmızı, toprak gül bahçesi

Mehmet’im, batan güneşleri anlar

İZ BIRAKTIN MI?

“Hiçbir şey sebepsiz yaratılmadı!”

Hiçbir adım, sebepsiz atılmadı

Gayretin, hayretin, ‘iz bırakmak mı?’

Bu nefesler yüreksiz katılmadı

Şu cihana bir meşale de sen tut!

GÜZEL TÜRKÇE’M

Türkçe, fütüvvet dilim, ses bayrağım

Dalgalan gönüllerde, beş kıtada

Türkçeyle asra kucak açacağım

Türkçeyi öğren; doğu da, batı da

Bu dille cihanla barışacağım

Cihanla konuşacağım!

Parça, bütünde güzel

Hakk’a esaret güzel

Dertlere şifa veren

Hazreti Furkan güzel

YEŞERMEK İÇİN

Toprak tohum ister, yeşermek için

Gönül sevgi ister, yaşarmak için

Bedri, elindeki testiyi doldur;

Sanatı kabından taşırmak için

BİR BARDAK ÇAY

“Çayhane” derler, sohbetin adına

Hele demlensin, varılmaz tadına

Düşersen yollara, garip illere;

Bir bardak çay yetişir imdadına

“ORMANLARIMDAN BİR DAL KESENİN!”

“Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim”

Rüzgâr der, ‘ormanlarda ılgıt ılgıt eserim’

Her orman yangınında, ciğerlerimiz yanıyor!

Kızıl alevlerde, medeniyet yanıyor

Tahammülü yok, başımıza zehir akıyor

Ağaç, çiçek, yeşil, bahar;

Bize hayat veren iksirimiz yanıyor!

Ecdat mirası, cennet vatanım yanıyor

Sözün bittiği yerde, gözyaşım yanıyor

HAYATIN HER ANI

Hayatın her anını, ibadet bil

Güzel hasleti, kendine adet bil

İhlasla bak, kâinat sarayına;

Her zor anını Rabbinden medet bil

Huzura doğan günü saadet bil

İyilik ile ihsanı Cevdet bil

Gök kubbeni kandillerle donatmış

Her kıyamda miracını avdet bil

ÂDEM’İN ANDI

Âdem’in andı, Bezm-i Eleste’dir

Doğru yol, hak yolcusu, halastadır

Âdemin nefesi aynaya düşmüş;

Ah! Günahımla aynalar yastadır

BAHTİYAR EVLER

Bahtiyar evler, ihtiyârı varmış!

Dualar dağ gibi ruhumu sarmış

Evin ihtiyârı uçmağa varmış

Ruhu gitmiş, efsunkâr havası sönmüş!

İhtiyârsız evler ruhuma darmış!

YAĞMUR GİBİ

Yağmur gibi zam yağıyor başımıza!

Kâh doluya, kâh fırtınaya dönüyor

Baş ağrıları düşüyor aşımıza

Ne alamettir, başımıza gelenler!

Temmuz sıcağı, düşlerim yanıyor

Fikrim, vicdanım al al olmuş kanıyor

BU YOLLARDAN

Bu yollardan atlarla doludizgin

Dağ, vadi, azgın nehirler aşarak

Toza, toprağa bulanarak geçtik

Hanlar vardı, toprak yüzlü dervişler

Hasırdan baş koyduğumuz yastıklar

O günler mi zor, bu günler mi bilmem?

Tarih yapan bir neslin serüveni…

Ruhumda yaşatır, o özgüveni…

ŞEHİR SICAK

Şehir sıcak alev alev yanıyor!

Toprak damar damar olmuş kanıyor

Serin rüzgârlarla ılık nefesler;

Rüyalar dağ havasını arıyor?

SÖZ UÇAR GİDER

Kırk yıl kâlem düşmedi elimizden

Söz uçar gider dedik dilimizden

Sağduyu dedik, ifrata kaçmadık

Dost Meclisine selâm ilimizden

İnsanım, bilir anlar halimizden

Hamalı olduk, biz bu ulu sevdanın!

CUMA GÜNÜNE

Biliriz günlerin sultanı sensin

Sure olup nurun beyanı sensin

İbret iman için bir kın değil mi?

Mescit zikre kanıt kalbin aynası

RABBE niyaz yanık kalbin aynası

Ey Cuma, mü ‘minin yankısı sensin

YANARIM

Yanarım dosta ihanet edene

Kalbi ile dili bir olmayana!

Anarım hep ahde vefa edene

Aklı ile vicdanı bir olana

Dost kimdir, Hakk’ı birleyen veli

Gönül sohbetini derleyen eli…

BİZLERE TAŞ ATANLARA

Bizlere taş atanlara, gül atarız!

Safi gönül ile akıl satarız

Dolanır, ay dolanır menzilinde;

Hilal aşkına sevdamızı katarız

SÖZ EMANET

Söz emanet, yalancılık ihanet!

İkiyüzlü münafıklara lanet

Anlamam, siyaset, tavsiye, şu, bu…

Sabır yayına dokunur sükûnet!

Bakarsın gözler kayar sağa sola

Ayaklar, vicdanla yürümez yola

Nasıl girmiş fitne, fesat kol kola

Cihangirane bir duruş metanet!

YÜRÜYELİM

Yağmur duasının serinliğinde

Şiirin limanına yürüyelim

Sevginin masmavi derinliğinde

İlham pınarlarına yürüyelim

Grup düşüncesinde bakışların

Işığı ufka düşer nakışların

Narin bir suya benzer akışların

Sevdalı yüreklere yürüyelim

Güler yüze, bakışında gül kokar

Söz, gönül teriyle gül suyu döker

Özüm, selvi boylu dilyâr çıkar

Mehtaplı gecelerde yürüyelim

Akıldan pay alalım, bölüşelim

Bir dilekte kalalım, üleşelim

Ufku seyre dalalım, gülüşelim

Bahtımıza yarence yürüyelim

Dağlar, nehirler, vadiler, ovalar

Hey! Mısralar birbirini kovalar

Yüreğime işler nemli havalar

Şi’rin izbe yolunda yürüyelim


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —