Bedrettin KELEŞTEMUR

Tarih: 04.10.2023 20:54

ÖLÜMÜ YAZMAK O KADAR ZOR Kİ

Facebook Twitter Linked-in

ÖLÜMÜ YAZMAK O KADAR ZOR Kİ

Bedrettin KELEŞTİMUR

Gecenin şu geç saatlerinde, ‘ölümü yazmak o kadar zor ki!’

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”

Mealen, “Biz Allah’dan geldik ve yine Allah’a dönüyoruz.”

Bir dost insan, Tahir Öztürk’te aramızdan ayrılıyorlardı!

Kendimle baş başa kalmak istedim. 

Sessizce evin kapısını çekerek, ‘yürüyüşe çıktım’

“Yalnız yürümek, yalnızlığa doğru

İz bırakmadan, sessizce yürümek

Ölüme yürümek, kadere yürümek!

Söz bırakmadan vuslata yürümek

Ne keder, ne korku halvete yürümek

Gözyaşı döker, deryaya yürümek!

Yürüdükçe, içimden bir ses, ‘yüreğe dokun’ der.

“Yazdın mı hakikat yüreğe dokun

Dokun hele ağlayan nağmelerle

Ölüm mü? Sineye saplanan okun,

Acısını dağlayan nağmelerle!”

Bir an, Necip Fazıl’ın yürekleri dağlayan hikmet dolu sözleriyle duruluyorum;

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!

Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”

Gecenin karanlığında yürüyorum. Havada bulut var, şehrin bütün ışıkları sönmüş sanki!

Hüzünle yürür zaman… Mevsim sonbahardır. Yahya Kemal’i dinlemekteyim;

“Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,

Ruh öyle yollanır, uyanılmaz bir uykuya,

Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;

Fark etmez anne toprak ölüm mâceramızı!”

Dün, nasıl gelip geçtin, zaman eyvah!

Hayatta ne anam var, artık, ne babam!

Yıldızlar nasıl kayar; birer birer…

Rahmetli Tahir Öztürk, eşleri Mualla Hanım…

Dost yürekli her biri gönül insanları…

Rahmetli Babamla birlikte, “geçmişe sıla-i rahim yaparlardı”

Bir asrın hikâyesi sohbet meclisinde…

Tükenmez bir ilimle anlatılırdı!

Geçmişin bütün fotoğrafı aksederdi…

Bizler, ninemizin, babamızın, ecdadın sohbetleriyle büyüdük!

O sohbetlerle hayata, ‘vuslat şarkılarıyla yürüdük’

Her ölüm, gözyaşını içimde taşıdı!

Yalnızlığımın daha da derinleştiğini hissettim!

Sadece yüzler değil, ‘sesler de uzaklaşıyor’

Dünya her geçen gün, ‘daha da çoraklaşıyor’

Bu bizim kâğıtlara dökülmemiş hikâyemiz…

Yürüyorum, gecenin karanlığında!

Soğur kaldırımlar, güz serinliğinde!

Hayatta en zor olan, ‘ölümü yazmak’

Goethe, “Ölüm hiçbir zaman, iyi karşılanan bir misafir değildir.”

O misafir, ‘çığlıkla/ feryatla/ figanla karşılanır’

Ölüm elbette, “yaratana kavuşmaktır!”

Canın bedenden ayrılıp uçmağa varmasıdır!

Mimar Sinan, “Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükâfatını da ahirette bekliyoruz!”

Rahmet Mekân Tahir Öztürk, ‘hizmet ehli bir şahsiyetti’ 

O, insanının; içerisinde yaşadığı şehrin dostuydu! 

Dost yüreğiyle de, şehrine veda edecekti… 

Fatih Rüştü Zorlu’nun son sözleri nelerdi?

“Allah memleketi korusun, millete zeval vermesin, haydi Allah’a ısmarladık!”

Rahmetli Tahir Öztürk’te öyle inanıyorum ki, gönül rahatlığı içerisinde bizlere, 

“Allah’a ısmarladık…” diyeceklerdi. 

Dikkat ettiniz mi, ‘ölümü yazmaya cesaret ister, bir büyük yürek ister’

Ölüm acı ama bizleri de terbiye ediyor…

Ölüm, bir adım daha ötesinde, ‘asıl dirilişe…’ yaklaştırıyor.

Selam ve dua ile başımız sağ olsun…

Gönül dostlarına bağımız daim oldum (amin)


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —