ORUCUN HİKMETLERİ
Biz Müslümanlar, ibâdetleri dünyevî faydalarından dolayı değil; Allah emrettiği için yaparız. Allah ise, her zaman yararımıza olan şeyleri emreder, zararımıza olan şeyleri yasaklar. Oruç ibadetinde gerek ruhumuz, gerek bedenimiz için pek çok fayda vardır. Bu faydalardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:
İslam’ın beş temel esasından biri olan oruç, bizi dünyada kötülüklerden, ahirette Cehennem ateşinden koruyan ve günahlarımızın bağışlanmasına vesile olan önemli bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de orucun farz olduğunu bildiren ayet-i kerimde Yüce Rabbimiz: “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi; sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Ta ki korunasınız.” (Bakara, 2:183.) buyurarak orucun hikmetine dikkatimizi çekmiştir. Orucun farz kılınmasındaki asıl hikmet, takvadır. Yani günahlardan ve kötülüklerden sakınmak ve günahların sebep olduğu Allah’ın azabından korunmaktır.
Dünyada her kötülüğün başı, Allah’ı unutmak ve sorumluluk duygusunu kaybetmektir. Oruç ise bize Allah’ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevi eğitimin olumlu tesiri ile insan, davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşır.
Oruç, insanın duygu ve düşüncelerini inceltir. İnsanı şefkatli, merhametli yapar. Oruç tutan insan, açlığın ne demek olduğunu, sürekli olarak açlık ve sefâlet içinde kıvrananların ızdırabını anlar; onlara elinden geldiğince yardım etmeğe çalışır. İnsan, elinde olan nimetlerin kıymetini, ancak bunlar elinden çıktıktan sonra anlar. Fakat iş işten geçtiği için bunun bir yararı olmaz. Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan bir insanın gözünde bu nimetlerin değeri daha iyi anlaşılır. Bu anlayış insana, onları daha iyi korumasını ve nimetleri veren Allah’a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise, onların çoğalmasına vesile olur.
Oruç, hayatın yalnız yeme-içme, egoist duygu ve şehevî arzuları tatmin etme felsefesine dayanmadığını öğreten bir ibâdettir. Ahlâkî güzelliklerin ve başarıların kaynağı sabırdır. Oruç, insanı sabra, dayanıklı olmaya alıştırır. Oruçla sabır arasındaki bu ilgiyi Yüce Peygamberimiz şöyle dile getirir: "Oruç sabrın yarısıdır." (Tirmizî, Deavât, 86, 87, hadis no: 3519.)
Oruç, bolluk ve berekete sebeptir. En fakir âilenin dahi evinde bakarsınız Ramazan ayında bir bolluk-bereket vardır. Allah, oruç tutan insanlara ummadıkları yerden rızıklar gönderir. Bunu her Müslüman âilesi bilir. Oruç, vücuda sağlık getirir. Zira bir yıl tıka basa yemeden dolayı mide yorulur. İşte oruç, midenin uzun süre dinlenmesine vesile olur. Peygamberimiz (sav) “Oruç tutun, sıhhat bulursunuz” (Keşfü’l-Hafa 2 /33.) emriyle, orucun sağlığımız açısından ne denli önem arzettiğini vurgulamaktadır.
Oruç, mânevî duygulara güç verir. Ruh, şu ten kafesine bürününce maddenin etkisi altında kalarak hayvansal duygulara esir olur. Biz kendimizi açlığa alıştırırsak, maddî arzularımız zayıflar, rûhânî hislerimiz kuvvetlenir, gönül gözümüz açılır. Bu yüzden bütün peygamberler ve onların ümmetleri oruç tutarak yücelmişlerdir. Oruç, köklü bir irâde terbiyesi verir, insanı her yönüyle olgunlaştırır, içinden gelen bazı olumsuz duygulara gem vurmasını öğretir, kendine güven duygusunu arttırır.
Orucun psikososyal etkilerinin varlığı da inkar edilemez. Suç oranlarının Ramazan ayında azaldığı saptanmıştır. Oruç tutanlarda huzur ve sükûnet hali ön plana çıkar. Oruçluyken tartışmak bile yasaklanmıştır; bu da kişisel düşmanlık hisleri ve gerilimi minimum düzeyde tutar.
Daha bunlar gibi orucun maddi ve manevi pek çok fayda ve hikmetleri vardır. Ne mutlu makbul bir oruç tutup da bu fayda ve hikmetlerden istifade edenlere.