Abdulhak Akpolat

Tarih: 13.10.2022 08:47

“SADECE KUR’AN YETER” SÖYLEMİ DOĞRU MU? (1)

Facebook Twitter Linked-in

“SADECE KUR’AN YETER” SÖYLEMİ DOĞRU MU? (1)

Allahu Teâlâ, Kur’an’ı insanlığın hidayeti için gönderirken Hz. Muhammed’i de Kur’an’ın nasıl hayata aktarılacağını Müslümanlara göstermesi için bir rehber olarak göndermiştir. Peygamberimiz bir hutbesinde “Sözün en güzeli Allah’ın Kitabı’dır. Rehberliğin en güzeli ise Muhammed’in rehberliğidir.” (İbn Hanbel, III, 320.) buyurarak buna işaret etmiştir.

Hz. Muhammed’in (sav) peygamberlik vazifesi, sadece vahyi nakilden ibaret değildi. O, Rabbinden aldığı vahiy doğrultusunda, inanç, ibadet ve ahlâkî değerler başta olmak üzere günlük hayatın tüm alanlarında, İslâm’ı anlatarak, açıklayarak ve yaşayarak Müslümanlara örnek bir hayat sergilemişti. Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzâb, 33/21.) âyeti, işte Hz. Peygamber’in bu “örnek olma” vazifesini vurgulamaktaydı.

Allah Teâlâ, insanlığa Kur’an’ı doğrudan göndermeyip, yirmi üç yılda Resûlü’nün örnek şahsiyeti ile uygulamalı bir şekilde, peyderpey göndermişti. Bu zaman zarfında Onun ahlâkı, temizliği, ibadet hayatı, ailesi ile olan münasebetleri… kısaca her hâli Müslümanlar için örneklik teşkil etmişti. Zaten bir melek yahut olağanüstü bir varlık olarak değil de insanlar içerisinden seçilip peygamber olarak gönderilmiş olması da insanlara tam bir örnek olabilmesi içindi. İşte Peygamberimizin “sünnetim” ifadesinden kastı da O’nun ortaya koymuş olduğu bu “örnek yaşam tarzı” ve “rehberlik” idi. Bu hayat tarzının içerisine; O’nun sözleri, fiileri (uygulamaları) ve takrîrleri (onayları) de girmekteydi.

Hz. Peygamber’in sünneti, O’nun hayatında somutlaşan ideal bir yaşam tarzını simgelemekteydi. Bu açıdan Hz. Peygamber’in sünnetine tâbi olmak, İslâm’ı doğru bir şekilde yaşayabilmek için elzemdi. Bundan dolayıdır ki Allah Teâlâ, Resûlü’ne uyulmasını emretmekteydi: De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’” (Âl-i İmrân, 3/31.)

Yüce Rabbimiz, Peygamber’e uyulmasını emrediyordu, çünkü Peygamber’e itaat Allah’a itaat idi. “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara gözetici olarak göndermedik.” (Nisâ, 4/80.) Yüce Rabbimiz Resûlü’ne gönülden bağlanılmasını o kadar önemsemişti ki, en ufak bir mes’elede dahi onun verdiği hükme rıza gösterilmemesini, imanın kemale ermemiş olmasına bağlamaktaydı. Nitekim ensardan bir adam ile Zübeyr b. el-Avvâm arasında Harre mevkiindeki hurmalıkları sulayan kanalların kullanımı konusunda anlaşmazlık çıkmıştı. Bu kanallardan akan su önce Zübeyr’in bahçesine uğruyor, ardından Medineli adamın bahçesine geliyordu. O adam Zübeyr’e, “Suyu bırak, gelsin.” dedi. Fakat Zübeyr bunu kabul etmedi. Bu durum kendisine aktarıldığında Hz. Peygamber (sav),“Zübeyr! Önce sen sula, sonra suyu komşuna salıver.” buyurdu. Bunu işiten adam, Peygamberimize, “Zübeyr senin halanın oğlu olduğu için (mi ona öncelik verdin)!” diye kızgın bir şekilde tepki gösterdi. Adamın bu sözü üzerine Allah Resûlü’nün yüzünün rengi değişti ve “Zübeyr! Önce sen sula, suyu (hurma ağaçlarının köklerine) ulaşıncaya kadar tut (sonra salıver).” dedi. Zübeyr, bu olay üzerine şu âyetin nâzil olduğunu söylemiştir: “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 4/65.)

Yüce Rabbimizin, Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine teslimiyet gösterilmesini emretmesi, sünnetin temelinde ilâhî iradenin olmasından kaynaklanıyordu. Onun din ile ilgili hususlardaki her türlü tasarrufu ilâhî iradenin kontrolünden geçiyor, böylece Allah’ın razı olmayacağı bir fiil Resûl’den sâdır olmuyordu. Diğer bir ifadeyle O, vahyin kontrolündeydi ve din ile ilgili bir konudaki en ufak bir hatası bile vahiy ile düzeltiliyordu. Bundan dolayı O’na itaat Allah’a itaat, ona isyan ise Allah’a isyan anlamına geliyordu. “Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim onlara isyan ederse ancak kendisine zarar verir. Allah’a hiçbir şekilde zarar veremez.” (Ebû Dâvûd, Salât, 221,223) Hz. Peygamber’e itaat eden ise Cennet’i hak ediyordu. Nitekim Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, bir gün Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştu: Ümmetimin hepsi Cennet’e girecektir, yüz çeviren müstesna!” Orada bulunanlar, “Ey Allah’ın Resûlü, yüz çeviren kim?” diye sorunca, Hz. Peygamber “Bana itaat eden Cennet’e girer. Bana isyan eden yüz çevirmiş demektir. şeklinde cevap vermişti. (Buhârî, İ’tisâm, 2.) Hz. Peygamber’in peygamberliğini kabul etmeyip Ona isyan ederek yüz çevirenlerin sonunun ise Cehennem olacağı Kur’an’da açıkça belirtiliyordu. “Kim de Allah’a ve Peygamberi’ne isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah o kimseyi ebedî kalacağı Cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisâ, 4/14.) (Devam Edecek)


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —