Abdulhak Akpolat

Tarih: 26.10.2022 18:07

“SADECE KUR’AN YETER” SÖYLEMİ DOĞRU MU? (3)

Facebook Twitter Linked-in

“SADECE KUR’AN YETER” SÖYLEMİ DOĞRU MU? (3)

Sahâbîler, Hz. Peygamber’in vefatından sonra bir mesele ile karşılaştıklarında, Kur’an’da yer almayan konularda sünnete başvurmuşlardır. Nitekim tâbiînin büyük âlimlerinden Meymûn b. Mihrân, Hz. Ebû Bekir’in bir mesele ile karşılaştığında nasıl hüküm verdiğini şöyle anlatmaktadır:

“Kendisine davacılar geldiği zaman, (hüküm vermek için öncelikle) Allah’ın Kitâbı’na bakardı. Şayet onda, (davacıların) aralarındaki sorunu çözecek hükmü bulursa onunla hüküm verirdi. Eğer (meselenin hükmü) Kitab’da bulunmaz ve o konuda Resûlullah (sav) (tarafından uygulanmış olan) bir sünnetin olduğunu biliyorsa hükmü onunla verirdi. Eğer bir hükme ulaşamazsa, çıkar, ‘Bana şöyle şöyle (bir mesele) geldi. Acaba sizler o konuda Resûlullah’ın (sav) herhangi bir hüküm verdiğini biliyor musunuz?’ diyerek Müslümanlara sorardı. Kimi zaman o topluluğun hepsi etrafında toplanır, o konuda Resûlullah’tan (sav) nakledecekleri bir hüküm varsa onu bildirirlerdi. Ebû Bekir de şöyle derdi: ‘İçimizde, peygamberimizden (gelen bilgileri) muhafaza eden kimseleri yerleştiren Allah’a hamd olsun!’ Şayet bu yolla da bir hükme ulaşamazsa, halkın ileri gelenlerini ve seçkinlerini toplar, onlarla istişare ederdi. Onlar da bir hüküm üzerinde söz birliği ederlerse, bununla hüküm verirdi.” (Dârimî, Mukaddime, 20.)

Sünnet’in Kur’an’dan sonra ikinci kaynak olması, daha Hz. Peygamber döneminde bilinmekteydi. Nitekim Peygamber Efendimizin, kıyamet günü âlimlerin önünde yürüyeceğini söyleyerek ilmî kişiliğini övdüğü genç sahâbîsi Muâz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak göndereceği zaman aralarında şöyle bir konuşma geçmişti:

- (Sana bir dava geldiğinde) nasıl hüküm vereceksin?

- Allah’ın Kitabı’na göre hüküm vereceğim.

- (O konuda) Allah’ın Kitabı’nda bir hüküm bulamazsan?

- Resûlullah’ın (sav) sünneti ile (karar vereceğim).

- Resûlullah’ın (sav) sünnetinde de yoksa?

- Kendi görüşümle ictihad ederek bir karara varacak ve ona göre hüküm vereceğim.

Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Resûlü’nün elçisini (Resûlü’nün arzuladığı cevabı vermeye) muvaffak kılan Allah’a hamdolsun.” buyurmuştu. (Tirmizî, Ahkâm, 3)

Sünnetin kaynaklığı sahâbeden bugüne hemen hemen herkes tarafından kabul edilirken çok az sayıda da olsa hadis ve sünnet karşıtı bazı söylemler ortaya çıkabilmiştir. Bu itirazların merkezinde “Kur’an’a dönüş”, “Kur’an ile yetinme”, “Kur’an İslâm’ı” gibi düşünceler yer almaktadır. Fakat gerek Allah Teâlâ’nın Hz. Peygamber’e itaat ve ona tâbi olmak ile ilgili Kur’an’daki emirleri, gerekse sünnetin ideal ümmeti oluşturma yolundaki katkısı düşünüldüğünde, bu ve benzeri anlayışların realiteden çok uzak olduğu anlaşılacaktır. Hz. Peygamber’in şu hadisi de Kur’an’ı ön plana alıp sünneti öteleyen zihniyete karşı bize bir uyarı niteliğindedir: “Sizden birinizi, emrettiğim veya yasakladığım bir konu kendisine iletildiğinde, sakın köşesine yaslanmış olarak (cahilce), ‘Biz Allah’ın Kitabı’nda ne bulursak ona uyarız (hadis tanımayız!)’ derken bulmayayım! ” (Tirmizî, İlim, 10.)

Sünnet, her şeyden önce Kur’an’ın uygulanmış şeklidir. Ondan ayrı düşünülemez. Dahası, Hz. Peygamber’in sünneti ve hadisleri bilinmeden Kur’an’ın tam olarak anlaşılması mümkün değildir. Nitekim Hz. Ömer şöyle demektedir: “Birtakım insanlar çıkacak, Kur’an’ın (değişik şekillerde anlaşılabilmesi mümkün olan) müteşâbih âyetlerini öne sürerek sizinle mücadele edecekler. O durumda sünnetlerle onların yakasına yapışın. Zira sünnetlere sarılanlar, Allah’ın Kitabı’nı en iyi bilenlerdir.” (Dârimî, Mukaddime, 17.)

Peygamber Efendimiz, hayatın her alanında ashâbını bilgilendirmiş, onları özel bir eğitime tâbi tutmuştu. Tevhidi öğretmişti; her türlü şirkten arınmış, maddî ve mânevî tüm putları gönülden çıkartıp bir olan Allah’a iman etmeyi, O’nu tanımayı, sevmeyi, O’ndan korkmayı... İbadetleri öğretmişti; uygulanış şekillerini, huşûu, Allah’a itaat ve teslimiyeti, kul olma bilincini, şuurunu...

Ahlâkı öğretti; edebi, hayâyı, iffeti, salih ameli, sevgiyi, merhameti, şefkati, samimiyeti, sadakati, vefakârlığı, fedakârlığı, diğerkâmlığı, merhameti... Her hayırlı işe Allah’ın adını anarak başlamayı, yemeği sağ el ile ve önünden yemeyi, içerken kabın içine solumamayı, başkasının evine izinsiz girmemeyi, küçüklere merhamet edip, büyüklere saygı göstermeyi, insanların kusurlarını araştıran değil örten olmayı, kötü söz ve fiilleri terk etmeyi...

Aile kurmayı öğretti, ideal eş seçimini, aile olmayı, baba olmayı, anne olmayı... Çocuk eğitimini, anne babaya karşı görevleri... Arkadaşlığı, dostluğu, selamlaşmayı, hediyeleşmeyi, sıla-i rahmi, hasta ziyaretini, toplumsal dayanışmayı... Ticareti öğretti, alışverişi, ortaklığı, çarşı pazarı, alacaklı olmayı, borçlu olmayı, kamu malını, işçi işveren ilişkilerini... Giyim kuşam ve süslenme âdâbını, yemeyi, içmeyi, bayramı, sevinmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, eğlenmeyi... Kısaca hayata dair her şeyi!

Öyle ki Hz. Peygamberin ashâbına hemen her konuyu öğrettiğini gören bir müşrik “Peygamberinizin, size her şeyi, hatta tuvalet adabını bile öğrettiğini görüyorum!” demişti. Evet, gerçekten de Peygamber (sav), ashâbına tuvalet âdâbı dâhil her hususu öğretmişti. (Müslim, Tahâret, 57)

İşte Peygamber Efendimizin Müslümanlara yaşayarak ve anlatarak öğrettiği sünneti, İslâm Dininin, hayatın her alanına nüfûz etmesini sağlamıştır.

Abdulhak AKPOLAT

İl Başvaizi

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —